| 12 EYLÜL 1922 -12 EYLÜL 2005 |
|
|
|
![]() 16 Mayıs 1919 'da Yunanlılar Urla'yı ve Seferihisar'ı işgal etti. Bu işgal Seferihisar'da 11 Eylül, Urla'da 12 Eylül 1922 tarihinde sona erdi. Aslında Yunan ordusunun savaşı kaybettiği 15 Ağustos 1922' de yörede duyulmuştu. O dönemde bölgede yaşayan yunanlılar, askerlerin geriledikleri haberini almıştı ama kimsenin kesin bir bilgisi yoktu. Ne zaman ki, bir Yunan istihkam sınıfı gelip İzmir- Çeşme yolunu hızlıca tamir etmeye başladı, herkes Türk ordusunun kazandığını Yunan ordusunun kaçma hazırlıkları içinde olduğunu tereddüdsüz bir şekilde anladı. Bir süre sonra Yunan ordusu askeri araçlarıyla beraber Urla üzerinden Çeşme'ye doğru geçmeye başlayınca, bazıları İskele'den kayıklarıyla, bazıları Demircili' den adalara oradan da Susam adasına geçtiler. Türklerin zaferiyle sonuçlanan Kurtuluş Savaşı esnasında, Urla'nın günlük yaşayışında neler oldu ? Urla'da 1958 yılında Belediye Başkanlığı yapmış A.Besim Uyal yaptığı araştırmalarda, Yunanlıların iddialarının gerçeği yansıtmadığına dikkat çekiyor ve o günleri 2003 yılında yayınladığı "Bir Zamanlar Urla" isimli kitabın önsözünde şöyle anlatıyor: URLA’nın Kurtuluşu esnasında ölümler olmuş, fakat bu sayının 150 veya 200’ü geçmediği bilinmekte ve tarihi vesikalara dayanmaktadır. Nitekim 1958 yılında belediye başkanlığım esnasında URLA’YA gezmek amacı ile gelen bir grup URLALI Rum ile yaptığım sohbetler sırasında bir katliamdan ziyade direnen bazı Yunanlıların silahlı çatışma neticesinde öldüğü bizzat Rum misafirlerin ifadesiydi, bunların yaşı 65 ile 70 arasındaydı. Demek oluyor ki; 1922’de Urla’yı terkettiklerinde yaşları otuz civarındaydı, gelenlerin içinde bir öğretmen, bir de papaz vardı. Kaçışlarını anlatış şekilleri ile tahrik edilmeleri neticesinde silaha sarılma gibi bir yanlışlarından kaynaklanmış olduğunu bizzat kendileri söylemiş ve öğretmen olan, olayların kilisenin tahriki neticesinde çıktığını ifade ederek şiddetle kiliseyi suçlamıştı. Eski Urlalılardan rahmetliler MESTAN AĞA, Benzinci SABRİ DAYI (HIDIR), Kocakafanın RIZA DAYI (KIPKIP) ve en önemlisi İstiklâl Savaşı kahramanlarından DELİ SABRİ’den (YILMAZ), dinlediklerimden de çıkardığım netice, bir katliam olmadığı ve panik neticesinde ölenlerin olduğudur. Urla’ya ilk giren rahmetli veteriner Ali Cengiz Bey’den dinlemiş ve URLA ve NOSTALJİ kitabımda teferruatlı bir şekilde yazmıştım. Ancak; çok iyi hatırladığım bir başka olayda, bu yağma söylentisinde de abartmalar olduğunu göstermektedir. Filiz Sokağın köşesini teşkil eden ve Mercan Ağa İsimli hurdacının mülkü ve şimdi sanıyorum Bilardo Salonu olarak kullanılan büyük mağaza Rumların Urla’yı terkettiği 1922 yılından beri kapalı ve bir Rum tüccarının mağazasıydı ve 1942 veya 1943 yılına kadar kapısı mühürlü olarak kapalıydı. Bu yıllardan birinde açılacağı ve maliyece içindikelerin açık artırma sureti ile satılacağı duyurulmuştu. Nitekim maliye, bu mağazanın içindeki malları sattı ve tamamını HÜSEYİN ZEREN satın aldı. Bu mağaza gelinlik malzemeler, boya, ev eşyaları satan bir mağazaydı. Eğer gerçekten bir yağma olsaydı, bu mağaza 21 veya 22 yıl mühürlü bir şekilde kalır mıydı? Rumların Urla’yı terk etmesi, varlıklarını yitirmesi onlar için elbet felâketti. Ne var ki; bu felâketler yalnız onların başına gelmemişti, bizler de ynı acıları çektik. Vatanımız haksız bir şekilde işgal edildi. Taksim edilmek istendi. Onların, yani Urlalı ve diğer yörelerin Rumlarının felâketi bizlerin kurtuluşuydu, tıpkı siyahın zıttı olan beyaz gibi. Rumlar ırgat ve hizmetçi olarak geldikleri, hoşgörü ile karşılandıkları, zenginleştikleri toprakların asıl sahiplerine haksızlık, hatta nankörlük etmişlerdir. İki kampta toplânan Urla Rumları bilâhare karantina adasına götürülmüş ve Amerikan Konsolosluğu arabuluculuğu ile gelen 15’e yakın gemiye bindirilerek Yunanistan’a götürülmüşlerdir. Gemilere bir Amerikan gemisi de eşlik etmiştir. Bu arada yaşlı, çoluk, çocuk ve kadınlar asker refakatinde ve at arabaları ile Karantina Adasına taşınmışlardır. ... Ayrıca, varlıklı ve zengin Urlalı Rumlar, Türk Ordusunun İzmir’e doğru gelişinden, artık herşeyin bittiğini anlayarak Ağustos 1922 sonlarında Urla İskelesine gelen vapurlarla gitmişlerdir. Kalanlar çiftçi ve bağcılardı. Onların da çoğu Çeşme’ye doğru ricat halindeki Yunan Ordusu ile gitmekteydi. Yunan Ordusunun, 18 Mayıs 1919’da girdiği Urla’da yönetim Yunanlılara geçmiş ve 10 Eylül 1922’de fiilen sona ermiştir. 39 ay süren bu işgal, Urla’nın kara günleridir Çevirisini Sn. Turgay Cin'in yaptığı, Urla eski belediye Başkanı Besim Uyal tarafından yayınlanan, 1957'de Nikos Mirolis tarafından yazılan kitaptan o günlerin anlatıldığı paragraflar ise şöyle: Mirolis Yunan ordusunun gelişini anlatıyor: ...bekledikleri o büyük haberi 1919’un 1 Mayıs günü geç vakitte ansızın duydular. Birileri Türk yönetiminden bu haberi duymuştu. Oraya gelen resmi bir telgraf, sonraki günü Müttefik ve Yunan ordularının İzmire çıkacakları haberini veriyordu. Bu haber çok çabuk bir şekilde Çarşıdan Loca'ya ve oradan Babacana, yukarıdaki Deka Mili'ye, Sıra Mahalleye, Yaka Mahallesine ve aşağıdaki Ksistri'ye kadar ulaştı. Ve aynı gece, yıldızların olduğu saatte "damlarda" ve "kulelerde" fenerler yanarken, tarlalarında, bağlarında o gece kalan az sayıda Urlalı "rençperler" o büyük haberi öğreniyorlardı. Söyle ki ona biraz sonra, Yunan silahlı kuvvetleri gelecek ve Urlayı teslim alacaklar. Kendisini ve albayını sorumlu tutacağım, eğer Yunanlıların aleyhine Urla’da herhangi bir olumsuz girişimde bulunulursa. Bir büyük vapur, görüldüğü kadar savaş gemisi değildi, tam o zaman Urla İskele'ye yanaşıyordu. Yunan işgal askerlerini getiriyordu. Köprü dükkânları ve Konağa giden diğer yol tıklım tıklım doluydu. Hiç kimse hareket etmiyordu. Sadece yolun her iki tarafında da belli aralıklarla silahlı Yunan deniz komandaları dizilmişti. Bu manzara, bu bomboş yol "Türk" tarafına doğru sanki çöldü. Durduğumuzda bu manzara ile karşılaştık. Gerçekten, mübalâsız derin bir mest edici, sarsıcı bir duyguydu bu yaşananlar. Yunan iþgalinde hemen Urla'ya Hristiyanlardan Nikolaos Sofokleus kardeþi tarafından İzmir Mitropoliti Hrisostomu'nun dağmadı Nikolaos Sofokleus kaymakam olarak tayin edildi. Daha önceleri Nikolao Sofokleus İzmir’deki Kentriko Parthenagogio'da Türkçe öðretmeni. Urlada 1919 Haziranından Aðustos 1920 tarihine kadar kaymakamlık yaptı ve daha sonra Karaburundaki Yunan yönetiminin mutassarıfı olarak tayin edildi. Üç sene sonraki durumu da şu paragraflar özetliyor: 1922 yılının, 15 Ağustos panayırında Urla’da hava çok ağır ve melankolikti. Cepheden çok da iç açıcı olmayan haberler gelmişti bile.... Urlalıları koruyucu Panagialarının kurtarması için dualar yapıldı. Bağlarına ızdırap dolu kalpleriyle döndüler. Ürünler tarladan ve "seradan" toplanmıştı. Diğerleri de hazırlanıyordu ve razaki üzümlerin yayılması başlamıştı. Bu yıl hasat zamanı çok az şarkılar, melodiler duyuldu, bunları da işsiz bulunan kızlar söyledi. Çok özenle, dikkatle işlerini yapmaya devam ediyorlardı. Bazıları da karamsardı, acaba ürünlerini toplayabilecekler mi diye kara bir düşünce başladı. Şehre alış veriş için inenler ve özellikle bir şeyler duyabilmek için inenler her seferinde daha da moralleri bozuk olarak, geri dönüyorlardı. Askerimiz geriliyordu, kaçıyordu. Türkler İzmir’e yaklaşmaktaydı. Bir çok Urlalı asker, vuku bulan olaylardan sonra cephenin ve birliklerinin dağılmasından sonra, tüfekleriyle geldiler. Yunan istihkam sınıfı da geldi. Çarçabuk İzmir Çeşme yolunu tamir etti. Çok kötü işaretlerdi bunlar! Ancak çoğu topraklarını terk etme kararını verdi ve taşıyabildikleri kadar eşyalarıyla yola koyuldular. Ancak kalanların sayısı nekadar çok olursa -eğer mümkünse hiç kimse gitmemeliydi- Yunan Ordusu gittikten sonra, o kadar daha kolay veya daha az zorluklarla karşılaşabilecekleri düşüncesine kapıldılar. O zaman bu konuda bazı girişimler de oldu. Bu girişimlerden biri; bazıları silahlanarak örgütlendiler ve Urla'nın çıkışlarını tuttular ve Urlayı terk etmek isteyenleri silahlarıyla tehdit ediyorlardı. Ve gerçekten bu yöntemle çok sayıda Urlalının gitmesi engellendi ve geri çevrildi. Tek kurtuluş yolunun kaçış olduğunu düşünenleri, bu düşüncelerinden caydırmak için, genel olarak her türlü yola başvuruldu. Urlalıların bir diğer hareketi de, Urla’daki Türk çevrelerine bir haber geldi. Bu habere göre, Yunan askerleri kaçarken, geçtikleri Türk mahallelerine saldırıyorlardı. Urla da Yunan askerlerinin geçeceği güzergâh üzerindeydi. Belki Urla’da da bu çeşit saldırılar oldu. Ancak benim topladığim bilgilere göre, bunlar çok azdı. Tabi ki bu yakışıksız, olumsuz davranışların mutlaka ahlâki bozukluklara ve bazı kişilerin kötülüklerine verilmesi gerekir ve nasıl her yerde her zaman, bu tür disiplinsizlikler, asayişi bozucu sarsıntılar ve felçler yaşanabiliyorsa, askeri düzenin bozulması sonucu bu ahlâki kötülüklerini dışa vurdular. Yine Besim Uyal'a dönersek, önsözünde, "...megali idea maalesef iki milletin arasındaki kara çalıdır, bunu Yunan din çevreleri oluşturmuş ve sık sık ısıtarak ortaya atmaktadırlar. İki millet bireyleri dost olabilmekte, müşterek iş kurmakta, birbirlerini evlerinde ziyaret etmekte, fakat Devletleri ne yazık ki, dost olamamaktadır. Dileriz bir gün Devletler de dost olur." demektedir. Oysa Anadolu insanının hiç bir zaman bir başkasını yoketmek için beslendiği bir ideası olmamıştır. İşte Ege 'de gün aşırı bir ilçede Kurtuluş Şenlikleri var. Bu şenliklerin hangisinde bir düşmanlık işlenmektedir ? Tamamen sosyal sanatsal etkinliklerle geçen törenlerde bir başka milleti ya da Yunan milletini hedef göstermek şöyle dursun, sadece günün anlam ve önemini belirten kısa konuşmalarda: bir milletin var olma çabası ve kurduğu cumhuriyet vurgulanır. Fiziki olarak en çok çatışılan taraf Yunan ordusu olduğu halde, Kurtuluş savaşının nedeni ve sonucunun iki milletin birbirine düşmanlığından kaynaklandığını kim iddia edebilir? Türk insanı, Osmanlı Devletinden sonra, yaşadığı topraklarda bir millet ve bir cumhuriyet olmak üzere iradesini ortaya koymuş ve başarmıştır. Yorum yaz
Okunma: 6247 | E-Posta
|
||||||||||||||||||||||||||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








.jpg)













