|


Akşam Ege ‘de 13 Nisan 2008 tarihli makalemi okuyanlar, bugünkü (17 Nisan 2008) gazetelerde yayınlanan (Das Bild kaynaklı) haberi de okudularsa akıllarına bir soru düşmüş olabilir. Durumu açıklamaya çalışayım. “İdealizm ölmüş de, haberimiz yok” başlıklı makalemde, asıl anlatmak istediğime metaforik kurgu malzemesi olsun diye “fanteziler” yerleştirmiştim. “Desteksiz savurmalar” atom altı dünyanın kurcalanmasıyla ilgili riskleri konu ediyordu. Bir düşünce zincirinin ürünü olmasına rağmen, anlatılmak istenen açısından mantıksız/saçma olarak değerlendirilmesinde hiçbir sakınca yoktu. İlgili paragrafımda, CERN ve benzeri deney laboratuarlarında atom altı dünya kurcalanırken, “deney şakasının kakaya” dönüşebileceğinden söz etmiştim. Büyük patlama sonrası durumu anlamak üzere yapılacak olan “küçük ölçekli” enerji alanlarının, minyatür bir “kara delik” oluşturabileceğinden, bunun da kontrol edilemez hale gelebileceğinden, etrafındaki tüm maddeleri içine çekip büyüyebileceğinden söz etmiş, “arzın içinde gemi azıya almasın” demiştim; “Paralel evrenler arasında açılan gedikler, ait olduğu evrenin çöküşünün de başlangıcı olmasın” Buraya kadar bir şey yok… Zaten bilim de kuantum dünyanın doğrularını tespit etmiş değil. O yüzden atış serbest. Savur gitsin. Yazana da yük olmaz, okuyana da… Ama ben bunları hayal ettikten ve yazdıktan 5 gün sonra Sabah ve Yeni Asır Gazetelerinde rastladığım bir haberle şaşkınlığa uğradım. Alman Profesör yine Alman gazetesi Das Bild ‘e şu açıklamaları yaptı: “Almanya'nın Tübingen Üniversitesi profesörü Otto E. Rössler, İsviçre'nin Cenevre kentindeki CERN Araştırma Merkezi'nde bu yılın haziran ayında yapılacak deneyde yaratılacak suni kara deliğin, 50 ay içinde dünyayı yok edeceğini savundu.”
Bu güncel gelişmeden sonra üzerime çullanan kaygılar iki çeşit: Birinci kaygım; “Fikir ve kaynak” konusunda titiz davranan birisi olarak bana “Sağdan soldan derlediği bilgileri kendi düşünceleriymiş gibi yazıyor” gibi diyen/düşünenler olabilir. Yazdıklarımın 13 Nisanda (Akşam Ege ‘de), Rössler ‘in iddiasının 16 Nisanda (Das Bild’de) yayınlanmış olması da yetmeyebilir… Bu konuda yapacak hiçbir şeyim yok maalesef… İkinci kaygım; kuantum fiziği, atom altı dünya hakkında çok bilgiliymiş, çok ilgiliymiş gibi algılanmam… Oysa bu da hiç doğru değil. Ne yakından takip ediyorum, ne de özel ilgi alanım diyebileceğim bir konu… Konuyla ilgili okuduğum kitapları toplasan üçü, beşi geçmez. O da seneler önce… Einstein ‘ın ve Erik Von Daniken ‘in birkaç kitabı… Stephen Hawking ‘in “Zamanın Kısa Tarihi”… Gerçi CERN sözcüsü “deneyin güvenli olduğundan şüphemiz yok “ dedi. Ama yine de bu “risk iddiasını” tamamen çürütmüyor. Şimdi size, konuyla ilgili çok bilgi sahibi olmadığım halde, ne tür bir düşünce silsilesiyle “atmasyon iddiaya” ulaştığımı açıklamaya çalışayım…
Eğer madde denen şey bizim algıladıklarımızla sınırlı değil, içinde yaşadığımız ve diğer insanlarla paylaştığımız “varlık” bilgimizin ötesindeyse, madde “paralel varlığını” sürdürüyorsa, onu gözlemleme yolunun, “madde ve zamanın yok olduğu” bir alandan geçmesi gerekir. Bilim adamlarının söylediği “Kara delik”ismi tam bu alana uygun bir isimdir. Çünkü çekim gücü o kadar yoğundur ki, değil orada maddenin durumunu gözlemlemek, dışarıya bir sinyalin, ışığın gitmesi bile mümkün değildir. Teoriye göre, içe doğru patlamayla oluşan kara delik, bir doygunluktan sonra dışa doğru patlıyor ve “Bing Bang”, büyük patlama gerçekleşiyor. Bing Bang denilen patlama aynı zamanda evrenin de başlangıcı kabul ediliyor. İşte bilim adamları CERN ‘de yapılacak olan deneylerle minyatür bir büyük patlama oluşturup evrenin başlangıcıyla ilgili bilgiler edinmeyi hedefliyorlar. Mevcut öngörülere benim kendi kendime ilave ettiğim (ya da ilave ettiğimi sandığım) düşünce dizilişi ise şöyle; Olası paralel evrenleri de içeren bilmediğimiz bir dünya var ise, o dünyayı yapay olarak üretmek ve gözlemlenebilir kılmak ciddi bir risk içeriyor olmalıdır. Dünya üzerinde maddenin ve zamanın yok olduğu fiziki bir adres yaratmak, yani minyatür bir kara delik yaratmak üremesi engellenmiş mikrop (aşı) icat etmeye benzemez. İnsanlık radyoaktif maddeyi üretirken, onu kontrol altına alacak, muhafaza edecek teknolojiyi de üretmiştir. Oysa kara delik, üzerinde test yapılacak, ulaşılabilir bir adres olmadığı için “muhafazası” da sadece teoride kalacaktır. Belki de, “kara deliğin küçüğü büyüğü olmaz” gibisinden bir evren yasası vardır. Topraktan sızan küçük bir suyun açtığı galerinin, önlem alınmadığında tüm akarın suyunu boşaltacak büyüklüğe ulaşması gibi… Madde dünyasında önlem almak kolay ama dalga ve parçacığın ötesinde henüz bilinmeyen faktörlerin de etkin olduğu minyatür/suni kara deliklerin muhafazası, mantıken bizim bildiğimiz fiziki engellerle mümkün olamaz. Belki, yine dalga ve parçacık ötesi o bilinmeyen “değişkenle” bir duvar örmek gerekir ki, insanlığın henüz tanımlayamadığı bu “şeyi” duvar olarak kullanmaya çalışması ise “yoktan gemi yapmak” gibi bir şey… Atomları yüksek hızda çarpıştırarak ortaya çıkabilecek suni kara deliğin kontrol edilemeyeceği kaygısına böyle vardım. Konunun uzmanı bilim adamlarının yanında benim bildiklerim eminim bir “hiç” ten ibarettir. Taşra da yaşayıp, maddi dünyanın “ıvır zıvır” konularıyla uğraşırken, bir süreliğine madde ötesi durum ve deneyler üzerinde yoğunlaşmam, benden böylesi bir bilim felsefesi “zırvalarına” neden olmuştu. 5 gün sonra Prof. Rössler ‘den aynı şeyleri duyunca, yetkin olmayan bir ismin desteksiz savurmaları kendi içimde başka bir anlam kazandı. Söyleyecek sözüm olduğu için yazan birisiyim. Başkasına adreslenmiş sözleri benimmiş gibi tekrar etmek hiç tat vermedi. Uzay-zaman deneyleri nereye giderse gitsin, yazdıklarımda alıntıladığım düşüncelerin adreslerini mutlaka belirttiğimin bilinmesini isterim. Bunu sosyal dünya içindeki minicik yerim ve en fazla birkaç kişinin önemseyeceği “kişisel tarihim” adına çok önemsiyorum.
13 Nisan 2008 tarihinde Akşam Ege ‘de yayınlanan makalemin konuyla ilgili paragrafı: “…Serdar Turgut ‘un atomları çarpıştırma deneyleri hakkında yazdıklarından olsa gerek, bu gece rüyamda garip şeylerle uğraştım. CERN ‘in önündeydim ortalıkta bir tedirginlik vardı. Yerin 100 metre altındaki deney tünelinde bir sorun yaşanıyordu. Tam burada uyandım, fanteziler başladı: Deney, adı üstünde bilinmeyenleri bilinir kılma çabası. Kuyuya taş atmak gibi… Atomları çok yüksek hızda çarpıştırarak dalga ve parçacığın hikmetini anlamaya çalışan bilim adamları, bilmeden, minyatür bir “kara delik” yaratmasın ? Neye niyet neye kısmet… Büyük bir dağı 1 cm küpe kadar sıkıştırmakla kalmayıp onu zaman ötesi bir yolculuğa çıkarırken, o delik arzın içinde “gemi azıya” almasın… Deney şakasının kakaya dönüşmesiyle, paralel evrenler arasında açılan gedikler, ait olduğu evrenin çöküşünün de başlangıcı olmasın... Radyoaktif sızıntıdan bile beter. Dalganın parçacığı un ufak ettiği karanlık, bildiğimiz hiçbir kalkan maddeyle kontrol edilemesin…Gündüz düşünün kemiği yok ki… Spiritüel hayaller, kuantum bilinmezliğinde geziler pek uzaklara uçuyor ama, sabah yataktan kalktığında insan… Yüz yıkanacak, kapının kolu tamir bekliyor… Bedenin bütününün algı ve devinimi, onu meydana getiren dalga ve parçacıkların gerçek ötesi halini umursamıyor…” Makalenin tümü: http://www.urlaonline.com/urlaaktif/content/view/1218/127/
17 Nisan 2008 tarihli Sabah Gazetesi haberi: “Alman bilim adamı Prof. Rössler'e göre, CERN Araştırma Merkezi'nde yapılacak deneyde ortaya çıkacak olan suni kara delik, 50 ay içinde dünyayı yok edecek.. Almanya'nın Tübingen Üniversitesi profesörü Otto E. Rössler, İsviçre'nin Cenevre kentindeki CERN Araştırma Merkezi'nde bu yılın haziran ayında yapılacak deneyde yaratılacak suni kara deliğin, 50 ay içinde dünyayı yok edeceğini savundu. İsviçreli bilim adamları, 27 kilometre uzunluğunda çember şeklindeki tünelde maddenin yapısını anlamak için proton demetlerini vakum altında ışık hızına yakın bir hızda çarpıştıracaklar. Her saniyede 600 milyon çarpışma meydana gelecek.
EN YÜKSEK ÇARPIŞMA ENERJİSİ Sistem, süper iletken teknolojisi kullanarak mutlak sıfırın hemen üstünde -271 derecede çalışacak. Bu, dünyada erişilmiş en yüksek çarpışma enerjisi olacak. Bilim adamları bu sayede, maddeyle ilgili bugüne kadar bilinmeyenleri gün ışığına çıkarmayı umuyor. İşte bu deneyler sırasında oluşacak kara deliklerin kontrolden çıkabileceği iddiasını ortaya atan Prof. Dr. Rössler, bütün insanlığın büyük bir tehlike altında olduğunu söyledi. Bild gazetesine konuşan Rössler, "Eğer kara delik dengede tutulamazsa, hesaplamalarıma göre 50 ay içinde dünyamızı yutacak: Dünyanın ağırlığı minicik bir noktada yoğunlaşacak" dedi.”
Sabah haberi linki; http://www.sabah.com.tr/haber,61C4D8A9E13647CEBB328AB5D31104D9.html
Das Bild ‘deki orijinal haberin linki (16 Nisan tarihli): http://www.bild.de/BILD/news/vermischtes/2008/04/16/schwarzes-loch/umstrittenes-experiment-in-schweiz,geo=4283004.html
Atalay Ergezen
17 04 2008
Okunma: 1541 | E-Posta
v.1.4.6 All right reserved Yorum yaz (4 Yorumlar) |