|

ZİHNİYET DEĞİŞİKLİĞİ DAYATAN BÜYÜK FUARLAR, PARADAN DAHA ÖNEMLİ KAZANIMLARA VESİLE OLABİLİR…
Atalay Ergezen Hayat exposuz da devam eder, kuşkusuz… Ama hissedenler için iş biraz inada bindi; onunla beklenilen yatırımlar, kazanılacak milyar dolarlar bir yana, var olmanın ve üretmenin onurlu bir duruşuna özlem hissedenler için inada bindi. Sözlerle “haksızlığa uğradık”, “milyonlarca turistin rotası değişti” gibi yakınışlarla ifade edilse da, süreci paylaşan bir çok insanın daha güzelini üretmeye hazır bir ruh hali içinde olduğuna inanıyorum. Öte yandan, duygu dünyamız bize dağları devirecek enerji üretebilir, akıl dünyamız hataların, eksiklerin doğru adresini resmetmez ise yeni bir hüsran bekler bizi…
Mikrofondaki adam kalabalığa soruyordu “EXPO ‘YU İSTİYOR MUYUZ ? BİZİ PARİS ‘TE DİNLİYORLAR” Kalabalık “evet” diye bağırıyordu. Evet istiyoruz. Bir yerlerde, “exponun istenmesinin” önemli bir kriter olduğu yazmıştı. Böylece halkla ilişkiler birimleri harekete geçti, rakamlar abartıldı, halk “bilinçlendirildi”; en azından “istiyor görünmenin” gerekleriyle ilgili tedbirler alındı. Biraz pahalıya da mal olsa, aktivite alanlarında “kalabalık” olmak, konuya verilen ciddiyetin, istencin en garanti gösterisiydi. İstemek sevmeye teğet bir şeyse, gerçek sevgiye kanıt olacak göstergeler, gerçek isteğe kanıt olabileceklerle kardeşler. “Ol”mak zaten kendiliğinden, kendi görselliğini de yaratacak ama sadece görüntüye (imaja) yatırım yapmak, sonuca da ulaştırmıyor, kimi zaman gülünç duruma da düşürebiliyor… EXPO ile ilgili, katıldığım ilk ve son gayrı- yarı resmi toplantı İYTE ‘de yapılmıştı. 2006 başlarında. Herkes diğerinden –ya da kendinden- altın bir formül bekliyordu. Her zaman olduğu gibi. Orada bir formüle gidebilecek kısa metrajlı bir tartışmaya tanık oldum. “İnsanlar çok ilgilenmiyor, toplantıya, yemeğe davet ediliyor, gelmiyor bile…” Kim olduğunu hatırlamadığım bir diğer katılımcı bu önermeyi şöyle yanıtladı; “İlgilenenleri bir kenarda bırakır, ilgilenmeyenleri çağırırsanız, elbette kimse gelmez” Bu cümleden hareketle, sadece EXPO 2015 adaylık sürecinde değil, tüm örgütlenmelerimizdeki “bize özgülükten” kısaca söz edebiliriz. Patronaj sisteminin hakim olduğu dünyada verimlilik yakalanabilir mi ? Bunun üzerine bir de, patronlar arası güç mücadelesini ekleyelim ama kimseyi de burada “suçlu” ilan etme kolaycılığına da kaçmayalım. Her tür üretim ilişkileri –ya da üretimsizlik diyelim- filizlendiği toprağın durumuna göre kendisini biçimliyor. Her şey, geleneksel yapı içersinde devam edip gitse belki sorun yok, belki en iyi çözüm yolu bu; ama dışa açıldığında bu yapı ve zihniyet hesapta olmayan “terazilerle” karşılaşıyor. Ben bunu 100 metre koşmaya benzetiyorum. Geleneklerimiz, alışkanlıklarımız, üretim ilişkilerimiz nasıl olursa olsun, 100 metreyi en iyi koşmak için yapılması gerekenler evrenseldir, bilimseldir; orada hiçbir simülasyon kar etmez… Yapılması gerekenleri, -100 metre koşusu kadar belirgin olmayan- uluslararası üretim ve pazarlamada zincirin bir ucundan, diğer ucuna, tüm halkaların, kendi alanında dünyanın geldiği noktayı iyi takip eden insanlardan oluşması yerinde olur. Bulunduğu konumu müzmin bir tehlike altında hisseden, o tehlikeden mümkün olduğunca uzak durmak için, daha akıllı ve beceriklileri saf dışı eden, 1 yerine 10’a mal eden, “konuma” hürmette kusur etmeyenlere avantaj dağıtan işleyiş elbette dünyanın her yerinde var. Ama çağın gereklerini yerine getirme açısından, değişik oranlarda… Her işimizde, verimliliğin ana vazgeçilmezi “insan kaynağı” biraz “büyük hedeflerin” kaçışı olmayan zorlamasıyla, biraz dinleyenler ile konuşanlar arasında kalan o orta ölçekli emekçilerin cesaretiyle kendisine yeni bir düzen bulacaktır. Afişler bastırıp, 10 kişinin, 100 kişinin bir araya gelmesi, gazetelere boy boy fotoğraf vermesi, çok iş yapıldığına dair beyaz perdeye yansıyan görüntüler 100 metreyi iyi bir dereceyle bitirmeye yetmiyor. Kalabalığın sinerjisi ve vizyonu, olası etkin bir azınlığın, işine konsantre olmuş tek tek bireylerin ürettiklerine galebe çalamıyor. Toplum olarak bulunduğumuz nokta ne olursa olsun, ister berbat deyin ister mükemmel, bulunduğumuz yerden birkaç adım ileri gitmek için EXPO yenilgisinin iyi bir vesile olabileceğini düşünüyorum. Kişisel tarihlerde olduğu gibi, toplumun serüveninde de bazen “yenilgiler” güzele doğru giden nedensellik bağlarının ilk halkası olur. O yüzden ben, olası bir fuar sayesinde gelecek paradan puldan çok, önemli bir zihniyet değişimine vesile olabileceği ümidiyle “büyük fuarları” daha çok seviyorum.
Büyük fuar, dünya sahnesinde ulusal onurlu bir duruş mücadelesi haline gelebilir, Batı kulübü patronlarının pastayı istedikleri gibi dilimleme geleneklerine, ellerindeki pasta bıçağını alarak değil, kendi pastamızı kendimiz üreterek yanıt vermenin vakti, belki yaşadığımız günlerdir… Büyük fuar, yönetimde, üretimde verimliliği merkeze alan zihinsel dönüşümü kazandırabilir. Büyük fuar, ülkenin kısıtlı kaynaklarını en iyi şekilde değerlendirmeyi, ilgili tüm birimlerin, tüm bireylerin beyinlerine bir vicdan öğesi olarak yerleştirebilir. Büyük fuar, -başkasının eleştirisine, hatta bilgisine bile ihtiyaç duymadan- kendi kendine hissettiği gurur ya da utançla yetinen insanların sayısının artmasına vesile olabilir… Çünkü büyük fuar başarıya ulaşmak için, paradan çok ülkesini ve önündeki işi seven insanlara ihtiyaç duyar. Büyük fuar, fikrin maddeye yoğun bir şekilde dönüştüğü süreçtir. Büyük fuarın hedeflenen başarısı, kimseye kap-kaç lüksü de vermez, erken ölümlerle dolu fikir mezarlığını genişletme hoyratlığı da… Büyük fuar, birbirinden fersah fersah uzaklaşmış önemliler ile değerlilerin yerlerinden kıpırdamasına maddi bir vesiledir… Oyunu kuralına göre oynama zorunluluğu büyük adımların, büyük fuarların, bunlara benzer “yan etkiler” geliştirmesini beraberinde getiriyor. İnsanın, “yan etkileri kendisinden daha güzel” diyesi geliyor…
Atalay Ergezen
Makine Mühendisleri Odası İzmir Şubesi 'nin Nisan 2008 bülteninde yayınlanmıştır.
Nisan Bültenine buradan erişebilirsiniz.
|
- Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
- Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
- Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
- 'Güvenlik kodunu yanlış yazıp gönder tuşunu bastıysanız, yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
- Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
|
Okunma: 494 | E-Posta
v.1.4.6 All right reserved Yorum yaz (0 Yorumlar) |