Advertisement
20 08 2008
 
Urla, halen Urla... PDF Yazdır E-Posta

 

Bu haftanın notu:

Akşam Gazetesi 'nin Ege eki yeniden yapılanıyor. Ege temsilcisi Nedim Atilla dünkü yazısında bu konuya değinmişti... Yaklaşık bir buçuk yıldır, her pazar günü çeşitli konulardaki düşüncelerimi Ege sayfalarında sizlerle paylaşmaya çalıştım. Geçtiğimiz günlerde, Akşam Ege Haber Müdürü sevgili Sefer Akçe 'nin benden yeni bir fotoğraf ve köşem için bir "başlık" istemesi, uzun misafirliğimin sona ereceğini işaret ediyordu. Adına "Ara Sokaklar" dedim... Hem Akşam Ege 'nin yeni yüzü, hem yazılarımın sunum biçiminin, bir üst basamağı hak ettiğinin düşünülmesi bana pek bir keyif verdi.

Şimdilik iki haftada bir "Ara sokaklar" da gezineceğiz. Gittiğim her yeni kentte merak edip gezindiğim ara sokaklarda... Her konunun, her algılayışın ara sokaklarında...

Urla, halen Urla…

“…
Bütün mahpus kasabalar
Küçük ölü kentler
Soyulan tarla tarla
Onlardan biridir Urla!
…” (Necati Cumalı)

Urlalı şair Necati Cumalı’nın o melodi dolu şiiri böyle biter. Şairin yaşadığı yerle kurduğu o dansın ritmi, hem şekle, hem sese, hem de içeriğe yansır, bir yandan da hüzün hakimdir…
Rahmetli Cumalı yarım yüzyıl öncesinde neler gördü de, yaşadığı yerle ilgili yazdığı bu en ünlü şiirini hüzün ve kaygı ile harmanladı ?
Bugüne bakalım… Üzerinde düşüneceklerimiz, “gelişmek” ile “gelişmemek” arasında bocalayan tüm Ege kasabalarının, ilçelerinin tartışma konusu olabilir. Urla ‘nın bu alanda iyi örnek mi yoksa kötü örnek mi olduğu bir başka soru işareti.
Göçlerden başlayalım. Türkiye ‘nin kanayan yarası… Kimse keyifle yaşadığı yeri terk etmek istemez. Endüstrinin yoğun olduğu, marka olmuş çekim merkezleri belli. Gidenleri, orada ne bir alt yapı bekler, ne de insanca yaşayacak evler, sokaklar, caddeler… Trafik öylesine, ulaşım öylesine… Güvenlik öylesine…Sosyal yaşam neredeyse yok olur gider. Varsa birkaç memleketliyle ara sıra gerçekleşen selamlaşmanın ötesinde, kent hayatının ruhsuz, kitlesel etkinliklerine seyirci olmaktan başka çare kalmaz… Elde edilen tek artı, yeme, içme ve barınma sorunlarını kısmen gideren, çalışılan bir işten elde edilen bir miktar paradır…
“Gelişmek” yerel politikalarda en sık kullanılan argümanlardan bir tanesi. Yerel yönetim ne kadar çok “iş sahası” açarsa, ne kadar çok “iş sahası” vaat ediyorsa, o kadar iyi… Oysa tecrübeler, plansız bir şekilde “gelişmenin”, o kendi halinde, o bütün sevimliliğiyle hayatını sürdüren yörelerin altını üstüne getirdiğini, kısa zamanda tanınmayacak hale geldiklerini gösteriyor. O “gelişen” yerin gerçek sahipleri, ne olduğunu bile anlayamadan, “yeniden yapılanmanın” çaresiz seyircileri oluyorlar. Paranın en belirleyici unsur olduğu yeni düzen, o şirin yerde yeni bir çark oluşturuyor, yeni binalar yükseliyor, bir koşuşturma başlıyor, hayat yeni bir tanıma ihtiyaç duyuyor, ayak uydurulamaz ise belki o “gelişme” kelimesinin cazibesine onay verenler dahi, başka bir yere göç etmek zorunda kalıyor.
Mübadele dönemini saymaz isek, Urla halen, zorunluluktan değil, keyfi göç edenlerin favori noktalarından birisi. Sanatla uğraşan ünlü isimler de var bu tercihi yapanların arasında…
Bir sohbetimizde, halen bakanlıktan göreve iadesini bekleyen, Urla Belediye Başkanı Selçuk Karaosmanoğlu ile de konuşmuştuk bu konuyu. “Gelişmenin” faydalarını ve zararlarını… Aynen şunları söylemişti; “Yeni iş alanları yeni nüfus demektir. Sadece su, kanalizasyon, yol değil… Olası tüm sosyal sorunlar için bir alt yapı hazırlamadan paranın hakim olduğu yeni alanlar yaratmak insanın yöresini sevmesiyle de ilişkili…
İşsizlik sorunu bir bölgeyle sınırlı değil, tüm Türkiye ‘nin sorunu. Tüm bölgelerde eş zamanlı ve planlı bir kalkınma kaçınılmaz… Aksi halde kısa dönemli siyasi çıkarlar, sokaktaki vatandaşın umutlarıyla oynamalar, şirin bir yeri tarihinden de koparıyor, tanınamaz hale de getiriyor. Ne mutlu, dönüp dolaşıp yine Urla ‘da yaşamayı tercih eden Cumalı ‘nın Urla’sı halen Urla…

Atalay Ergezen

10.05.2008 tarihli Akşam Ege cumartesi yazısıdır

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
  • Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
  • 'Güvenlik kodunu yanlış yazıp gönder tuşunu bastıysanız, yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
  • Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
İsim:
Yorum:

Güvenlik kodu:* Code


Okunma: 578 | E-Posta

  Yorumlar (2)
RSS yorumları
 1 Yazan Atalay Ergezen, 12-05-2008 02:02
Sevgili Camal Ergün, 
Tam isabet, vurguladığınız gibi, ara sokaklar kaybolma tehlikesiyle yan yanadır. Doğrular ise riskli noktalara yaklaşıldığı oranda gerçeğe yaklaşır. Ana caddelerde ise farkedilmeyen bir kayboluş her daim söz konusu. Sinevizyonlar ana caddelerin kalabalğı için kurulur, sanal gerçeklik ana caddelerin renkleriyle kalabalıkların algı dünyasını feth eder... İster şehirlerin, ister "konuların" ara sokakları, kaybolma ya da başarısız olma riskine rağmen, kişisel duruşumu bir nebze ifade edebileceğini düşündüğüm bir kavram.  
Uzun ve halen devam eden bir serüvenin bu noktasında, misafirliğe veda edip insanlara düşüncelerimi iletebileceğim 3000 vuruşluk bir fiziki alanın adı ile var olmasına duyduğum heyecan ve memnuniyeti; içeriğin labirentleri arasında dolaşarak da olsa, paylaştığınız için sağolun...
 2 Yazan C.Ergün, 10-05-2008 16:21
Söz konusu olan ; orman mı? yoksa ağaç mı.? 
Oramanı konuşunca ağaç tan yola çıkmak gerekiyor, ama oraman diye nitelediğimiz yere vardığımızda.. ağaç yoksa ciddi bir hata var demektir. 
Kırsal yaşam dünkü yaşamdı... kentsel yaşam bu günkü yaşam, ikisininde kandine özgü ve kendisinin yarattiğı bir ruhu vardır. 
Bu ruhu bütünde aramak gerekiyor. ama ara sokaklarda kaybolmadan.. 
Kırsal kesimin mantığıyla yola çıkınca bir solukta kentli olunmuyor 
geçmişin mantalitesi insanın neredeyse DNA larına işlemiş.. 
bunun içindir ki olşturduğumuz bu günü dünden anlamamız gerekiyordu.. Yani "öngörmek "gerekiyor... 
bu olmayınca ara sokaklarda kayboluyoruz. 
dünü yaşayamayan.. sorunlarını anlamayan ..hiç olmazsa dünün sorunlarının önemli bir kısmını çözemeyen yarını öngöremez..Ve mutlu yarına asla ulaşamaz. 
Metropol den Urla'ya yerleşen biri olarak. 
Urla'yı çok ciddi sorunların beklediği söylemem kehanet olmaz.. 
Ufukta bu sorunların çözümü konusunda en ufak bir umut ta görmrmekteyim.. 
Yetkili tekisiz herkes bir bekleltide.. 
Kim ne bekliyor ve kim den.. 
Sorun nedir..? kim tesbit ediyor ve kriterler nedir..? 
sorunu kim çözüyor çözüm neye göre ele alınıyor ...? sözkonusu olan sorunun bütün boyutları ele alınabiliniyormu..? 
Örneğin.. HKÇ kültür Merkezi...Kültürel etkinliklerin sunumunda kısmen çözüm getirmesine karşın yeni sorunlar yaratmadı mı..? 
Urlanın bir kültür merkezine hatta daha fazlasına ihtiyac var dı.. Bu yadsınamaz bir gerçek.. 
Ancak, onemli etkinliklerde trafik ve otopark ciddi bir sorun.. bu bu gün böyle.. Peki yarın... 
Ara sokaklarda kaybolmamak dileğiyle

v.1.4.6

All right reserved

Yorum yaz (2 Yorumlar)

 
< Önceki   Sonraki >

 Bugünkü gazetelerin 1. sayfaları...

Yeni bir arayüz ve işleyiş kazandırmak üzere, yazarlar modülümüz geçici bir süre kaldırılmıştır...
URLA ŞİİRLERİ
Güneşi çağırdım

Az sonra gelecek    Urla 'nın sokak aralarında..

Ali TEKMİL

SIIR KÖSESI
SEVİLMEK İSTERİM
Ümran ÇETIN
Kimler Online
  Atalay Ergezen ® 2006
  Reklam | İletişim | Künye
Site içeriğine katkıda bulunmak için tıklayınız.    Teknik soru ve önerileriniz için tıklayınız.