Advertisement
20 08 2008
 
Yerli ırk dirençlidir PDF Yazdır E-Posta


Aksaray ‘da binlerce insanı hastanelere taşıyan virüs salgını, şubat ayında –hafiften- İzmir ‘e de uğramıştı. Norovirüs… İngiltere ‘de ocak ayı başlarında görülmüştü ve 2 milyon kişiyi etkilemişti.
Şubat ayında bizim eve de uğramıştı bu virüs illeti. Gazetelerden okuduğum kadarıyla, belirtileri bizim yaşadıklarımızın aynısı. O günlerde, “bu yaşa geldim, böylesini görmedim” diye yazmıştım. 40 yılın rutin hastalık tecrübesiyle, çoğumuzun doktora gitmeye bile gerek görmediği sıradan bir grip geçirmiştik öncesinde… 5-6 gün içersinde tamamen iyileşmiştik. Yılların alışkanlığıyla, hastalıktan sonra -uzunca bir zaman sağlıklı bir günlük hayat beklentisi-  alt üst olmuştu. Başa gelmeyince hikaye gibi duruyor; birkaç saat içersinde aniden vuruyor. Sanki vücudun tüm hücrelerine kamyon çarpmış gibi, her zaman rahatça hareket ettirdiğiniz o size ait olan beden bir külçe misali, yer çekimi sanki on kat artıyor, elinizi kaldırmaya dermanınız kalmıyor. Aniden yükselen karın ağrıları, baş ağrısı, kusma cabası… Bir şeyler yemeye dermanınız kaldıysa, tuvalete ulaşacak kadar bir enerji de ayırmak gerekecek…
Bizim bildiğimiz, mikroplar karasal yolla yayılır. Fiziki dış etkenler onları bir yerden diğerine taşır. Ama, son birkaç haftadır 2012 yılına odaklandığı gözlemlenen yayın yönetmenimiz Serdar Turgut, güneşte meydana gelen olayların yeryüzüne yansımasıyla virüslerin mutasyona uğradığı bilgisini (22 Mayıs tarihli yazısında) iletti. Yani ışık, içeriğindeki proton ve elektron taşıyan ışık rüzgarları, kimi virüsleri zararsız iken zararlı ve aktif hale getirebiliyor. Henüz ispatlanmış değil ama yaşama muhalefet eden bu “gediğin” aslı varsa, böylesi salgın hastalıkların kaynak ve bulaşma konusunun yeniden tanımlanması gerekecek. Güneş rüzgarlarının etkisiyle virüsler mutasyona uğruyorsa, bu mikrobu kapmamak için elleri iyi yıkamanın, sokakta maskeyle gezmenin fazlaca bir anlamı kalmıyor. Zira yetişkin bir insanda 1000 den fazla türe ait 100 trilyon civarında bakteri olduğu söyleniyor. Eğer doğruysa, ışığın gidebildiği her yer, hastalığın insandan insana bulaşmasına bile fırsat vermeden, kendi vücudunda zaten var olan bir organizmanın genlerini etkileyerek insanı yatağa düşürebilir…
Bu arada, yaşamın silinip yeniden yazılmaya başlamasıyla ilgili ifade edilen 2012 yılı pek bir erken geliyor… Evcek, bunun doğru olmama ihtimalini daha çok sevdik. 2012 ile ilgili bir bilimsel gerçeklik söz konusuysa; bebeklerini, çocuklarını sigortalı etmek için zahmete giren milyonlarca aileye haksızlık olacak.. Gerçi bizim kendi bebeğimizi “çalıştırmama” gerekçemiz yarım yüzyıl içinde küresel felaket beklentisiyle ilgili değil. 50 yıl sonra iş gücü, üretim değişkenlerin aynı kalamayacağıyla ilgili…
Mecaz anlamda değil, deyimin öznesi suçlu bulundu; Günah Keçileri… Ormanları yok etmesi yüzünden yerli ırk keçilerimiz yasaklanıyor. Yerine ithal, ıslah edilmiş ırk keçiler… Köylülerle konuştum, sütü lezzetli değilmiş… Bilirsiniz, hayvanlarda ithal ırklar bol ürün verir ama hem ürününün tadı yoktur hem de hastalıklara karşı çok naziklerdir. Vur deyince öldürmeyelim, tedbir almak ile toptan yok etmek arasında fark var. Hayvanların ve bitkilerin doğal ve yerli olması, biz insanların hastalıklara karşı direnciyle de ilişkili. Belki, Norovirüs salgınından etkilenenlerin  2 milyon kişiyi bulmamasıyla da ilişkili…

Atalay Ergezen

24.05.2008 tarihli Akşam Ege cumartesi yazısıdır

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
  • Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
  • 'Güvenlik kodunu yanlış yazıp gönder tuşunu bastıysanız, yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
  • Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
İsim:
Yorum:

Güvenlik kodu:* Code


Okunma: 386 | E-Posta

  Yorumlar (1)
RSS yorumları
 1 Yazan c.erg, 29-05-2008 10:10
Hangi keçiler... 
 
 
 
Keçi Anadolu bereketinin diğer bir yarısıdır.. özellikle dağlık kesimlerininin vazgeçilmezidir.. 
Çeviktir.. koşullara ayak uydurur. Kim ne derse desin sütü çok değerli ve lezzetlidir.Eti yine anadolu insanının besin kaynagıdır. Özellikle oğlak eti... inatçı olmasına inatçdır.. sürgünleri (filizleri) yemek onun için bir zevktir.. ayrıca oburdur..bu olumsuzluklarının yanı sıra ormanın doğal budayıcısı görevini de görmektedir.. Nedense bu yarlı yanı hep zarar olarak ileri sürülmüştür.. 
 
Ancak, yine de anadolu insanının vaz geçilmezi ve geçim kaynağıdır yani geçi özellikle dağlık kesimlerde yaşayanın yaşam kaynağidır. 
 
Keçi üzerine anadolu insanı yüzlerce anlamlı söz söyleyerek benzetmeler yapmıştır. 
Keçi anadolu insanınınhem neşesi hem de kederi dir.. söylemler bunu yansıtmakta  
Yaşamın en güzel yılları keçi gütmekle geçti...  
Bu, çevik ve inatçı hayvandan bilinç altı nefret ettim..ileri yaşlarıma kadar.  
Bizler bazen en değerli varlıkları çok kötü bir biçimde niteleriz.. Eşek yaşamın en güzel gözlü yaratığı ve en hüzünlü melodileri onun ağzından çıkar ve sabıral yük taşır. Hep yaralıdır. Ama biz onu inatçı taparız ve aynı zamanda aptallığın simgesi olarak anlamlandırırız.. peki bütün bunlar ne kadar doğru.. EŞEĞE ne kadar haksızlık ettiğimizi fark etmetiz neden böyle bir yolu seçtiğimizi de 
KEÇİ de haksızlığa uğrayan diğer bır değerli varlık.. Yıllar sonra fark ettiğimde keçilerden özür dilemek geldi içimden... 
Yeryüzünde iki ayaklı keçileri gördükçe , gerçek keçi melek gibi geldi bana, iki günlük çıkarı için ormanları yakan talan eden bin bir mazeretle keçileri suçlayanlar kendi yaptıkları olumsuzlukları mı gizliyorlardı.. 
Son bir yıldır Yarımada da keçi beslemenin yasaklandığı , ve çevreye zarar verdikleri gerekçesi, hem keçi sahiplerine hem de keçilere haksızlıklar yapılmakta..  
Ya da ben öyle düşünüyorum 
Binlerce dönüm arazi parsellenerek adı çiftlik evi olan ,aslında 9 ay hiç birşey olmayan 3 ay mangal partilerinin yapıldığı mekanlara dönüştürülen talanın yanında keçinin ve sahiplerinin yaptıklarının esamesi okunmaz 
Ya yakılan ormanların... veya oraman içlerine yapılan villa talanlarının... deniz ve dağ eteklerindeki milyonlarca lira eden nerdeyse bütün sene boş olan gösteriş villaları 
Hangisi daha anlamlı..hangisi doğaya yararlı hangisi doğayı tahrip etmekte.. 
Artık düşünmenin zamanı gelmedi mi..değerleri yerine koyarak değerler üzerinden sorunlarımız tartışarak çözmek gerekmiyor mu..? Dün tarımı ve hayvancılığı yok etmeye çalışanlar son olarak da dağ da geçimini keçi siyle sürdürenlere de göz diktiler..

v.1.4.6

All right reserved

Yorum yaz (1 Yorumlar)

 
< Önceki   Sonraki >

 Bugünkü gazetelerin 1. sayfaları...

Yeni bir arayüz ve işleyiş kazandırmak üzere, yazarlar modülümüz geçici bir süre kaldırılmıştır...
URLA ŞİİRLERİ
Güneşi çağırdım

Az sonra gelecek    Urla 'nın sokak aralarında..

Ali TEKMİL

SIIR KÖSESI
SEVİLMEK İSTERİM
Ümran ÇETIN
Kimler Online
  Atalay Ergezen ® 2006
  Reklam | İletişim | Künye
Site içeriğine katkıda bulunmak için tıklayınız.    Teknik soru ve önerileriniz için tıklayınız.