Advertisement
20 08 2008
 
Kara Keçi sahipsiz kaldı PDF Yazdır E-Posta

Ormanlara zarar verdiği gerekçesiyle yok edilmeye çalışılan yerli ırk kıl keçilerin nüfusu hızla düşmeye devam ediyor. Ormanları keçilerden arındırma kampanyası çerçevesinde, idari ve akademik çevreler bu azalmadan memnuniyetlerini dile getirirlerken, kıl keçilerinin lehine demeçler de gelmeye başladı. Konuyla yakından ilgilenen Ege Üniversitesi Zootekni Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı, hayvancılıkta yerli ırkların stratejik önemine dikkat çekerek, “Artık ağaç haline gelmiş ormanların içerisine keçi salınmasının hiçbir sakıncası yok, hatta faydası var. Türklerin tarihiyle yan yana bugünlere gelmiş kıl keçileri yarının zor koşullarının bir ölçüde garantisidir” diye konuştu.

1980 yılında 15 milyon olan keçi nüfusu 2000 ‘li yıllarda 6 milyona düştü. Orman Bakanlığı’nın hedefi bu sayıyı 2012 yılına kadar 1 milyonun altına indirmek. Bu politikaya muhalif olan Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı’ya kıl keçilerinin durumunu sorduk...

 

Yerli ırk kıl keçileri ormanların tahribi konusunda ‘günah keçisi’ mi? Yoksa gerçekten ormana zarar veriyorlar mı?

Küçüklüğümüzden beri, kıl keçisinin ormanın düşmanı olduğunu duyarız. ‘Kıl keçilerini yok edersek, ormanları kurtarırız. Ormanları kurtarırsak Türklüğü de kurtarırız.’ Bu kategorik yaklaşım doğru değil. ‘Ormanın tek düşmanı kıl keçisi’ dersek doğru bir şey söylemiş olmayız. Ormanların düşmanı bir kere insan. Örneğin golf alanları için ormanları yok ediyoruz. Doğrusu ne? Kıl keçisi yetiştiriciliğini öyle bir hale getirelim ki, ormanla dost olsun. Biz ziraat mühendisliği kökenli insanlar bunun arayışı içerisindeyiz. Bunun dışında, kıl keçilerinin barınacağı, otlatılacağı alanlar da var ormanların içerisinde...


Aslında kamuoyuna bir tartışma yansımadı gibi. Hüküm verildi ve uygulanıyor...

Ziraat mühendisleriyle orman mühendisleri arasında, bu neredeyse geleneksel bir tartışma. 2005’te yapılan ulusal kongrede, orman mühendislerinin bir kısmı, ‘Şimdiye kadar böyle söyledik ama öyle alanlar var ki, bu alanlarda kıl keçileri otlayabilir ve ormana zarar vermez’ dediler. Bu ziraat mühendislerinin iddialarını da belli ölçülerde güçlendiren bir şey. Elbette kimse, ‘yeni tesis edilmiş ormanlık alanlar içerisine keçi salalım’ diyemez. Çünkü hayvan, bunlara zarar verecektir. Ama artık ağaç haline gelmiş ormanların içersine keçilerin salınmasının hiçbir zararı yok. Üstelik şöyle bir faydası var: Özellikle bizim gibi subtropik bölgelerde, hayvanlar otlayınca, bu otların yenmesi, yangının yayılma tehlikesine de karşı koymuş oluyor.


Orman alanını tek kelimeyle tanımlamak mümkün mü ? Sorun varsa nasıl bir çözüm üretilebilir?

Öyle alanlar vardır ki, orada kıl keçisi otlayabilir ve ormana zarar vermez. Ama bu alanların saptanmasında ilgili uzmanların bir araya gelip saptamayı yapması lazım. Bazı alanlarda kıl keçisi sayısının azaltılması lazım. Onun yerine daha verimli olan saanen keçisi yetiştirilebilir.


Bu konuda “doğru olan” tespit edilmiş ve uygulama başlamış durumda. Sizin planınızda neler var?

30 Haziran’da artık tamamen yasak olacak. Olağanüstü cezalar geliyor. Önümüzdeki günlerde İzmir milletvekillerini toplantıya çağıracağız.


Kıl keçisinin, korunmaya değecek özellikleri olmalı. Bu tür hangi özellikleriyle diğerlerinden ayrılıyor?

Kıl keçisi doğrudan doğruya et veriyor, süt veriyor. Kıl keçisinin özellikle Avrupa ülkelerinde öne çıkan bazı özellikleri var. En yüksek düzeyde aromatik peynirlerin yapımı doğrudan doğruya kıl keçilerinden sağlanıyor. İnek sütünden üstün. Dünyanın en pahalı peynirleri keçi sütünden yapılmış peynirlerdir. Bizim halkımızın beslenmesi açısından keçi çok önemli. Türkiye’de kırmızı et miktarı çok düştü. Bunun en önemli nedeni keçi ve koyun sayısında hızla meydana gelen azalma. 14 milyondan 5 milyona düştü. Koyun sayısı 40 milyondan 25 milyona düştü. Kırmızı et stratejik bir besindir. Kırmızı et tüketmeyen bir ülkenin kafaları gider. Yani kafaların entelektüel işlemleri geriler. Bu açıdan da önemli. Kıl keçileri bu önlemlerle yok edildiğinde, başka bir şeyle ikame edebilir miyiz? Bunun yerine besi sığırcılığını devreye sokalım diyorlar. Geçmişte de oldu ama çok başarısız oldu...


Maliyet açısından farklılıkları var mı?

Hayvancılıkta girdilerin önemli bir kesimi yemdir. Kıl keçisinin şöyle bir avantajı var. Ormana girdiği zaman, kendisine uygun meraları yiyor. Genellikle yetiştirici cebinden herhangi bir para harcamadan et elde ediyor, süt elde ediyor.


Bitkilerde de hayvanlarda da doğal besinlerin lezzeti etkilediğini biliyoruz. Ama lezzetle fayda arasında bir ilişki var mıdır?

- Son dönemlerde bu konuda çalışmalar var. Genellikle doğal yollarla üretilen besinlerdeki protein oranının yapay beslenmeye oranla çok farklı olduğuna yönelik araştırmalar var. Bununla ilgili ciddi tartışmalar var.


Bu en azından bir pazarlama avantajıdır, değil mi?

-Tabi, dünyada insanların eline para geçtikte, daha lezzetli yiyecekler arayışı içersine giriyorlar. Organik tarımın bu alanda öne çıkmasının nedenlerinden birisi bu. Yani çok sağlıklı, aynı zamanda daha lezzetli besinlerin üretilmesi. Diyelim ki mis gibi kokan bir domatesten bahsediyoruz ya da, kokusu olmayan bir domatesten... Organik tarımla, endüstriyel tarım arasındaki önemli farklılıklardan birisi de bu.


Bu noktada bilimsel araştırmalarda miktar kriteri çok fazla öne çıkarılıyor. Bir yıl içinde alınan yumurta miktarı, süt miktarı. ‘Miktar ne kadar yüksekse o daha ekonomiktir’ şeklinde. Ama az miktarla yüksek kalite ve kaliteye göre fiyat. Nasıl değerlendirilebilir?

- Diyelim ki sütteki yağ oranı açısından. Yerli ırkların kültür ırklarına göre üst noktada oldukları zaten biliniyor. Örneğin tereyağı verimi açısından bir karşılaştırma yapılırsa, yerli ırkların bazen çok süt veren kültür ırklarıyla yarışabileceği söyleniyor.


Saanen keçisinin ülkede var olması, kıl keçisinin yok olmasını gerektiriyor mu? Bir orta yol aranabilir mi?

Bunlar birbirine rakip değil. Bizler kıl keçilerini de saf yetiştirmeyle ıslah edebiliriz. Etmeliyiz de. Fakat burada bir iradenin olması lazım. Kıl keçilerine bakış açılarının olumlu olması lazım. Düşman olmamak lazım... Bu düşmanlık kıl keçilerinin Türkiye’de tamamen yok edilmesi doğrultusunda. Bu doğru bir bilimsel yaklaşım değil. Kıl keçilerin de verimleri vardır, otlatılabileceği alanlar vardır, bir gen kaynağı olarak bile korunması lazım...


Akdeniz ülkelerinde de kıl keçisi var mı? Onların politikaları ne yönde?

Beynelmilel adı ‘Ordinary goat’. Akdeniz ülkelerinde de var. Başlangıçta da onlar bir yanlışlık yaptılar. Örneğin Tunus ‘ta da yok edildi. Ama şimdi bunun yanlışlığı anlaşıldı. Dolayısıyla dünyadaki olumsuz örneklere bakarak, kıl keçilerinin tamamen yok edilmesi bilimsel bir anlayış değil.


Yerli ırk ile verimi yüksek kültür ırkı arasında farklar var. Bu tercih nasıl olmalı?

Burada tek bir doğru yok. Kimi yerde yerli ırk, kimi yerlerde melez ırklar tercih edilir. Küresel ısınma denen bir risk var. İleride aç kalma tehlikesiyle karşılaşan bir ulus olabiliriz. Bugün pirinci, pamuğu ithal ediyoruz. Dünya borsa fiyatlarıyla iç piyasamızdaki fiyatlar karşılaştırılıyor. Bu çok yanlış. Borsa fiyatını belirleyen ülkeler kendi çiftçisine borsa fiyatının üzerinde rakam veriyor. Şimdi keçiler bittiğinde, hayvancılığa devam etmek isteyenlere, “sizi keçiden kurtardık, size süt ineği verelim” diyecekler. Onun da riskleri saymakla bitmez. Deli dana hastalığının gelecekteki boyutunu dahi tahmin etmek mümkün değil. Bir ülkenin tarım politikası, besin politikası stratejik öneme sahip ciddi bir konudur. Bitki ve hayvanlarda yerli ırklarımızı diri tutmamızın ya da onları yitirip dışa bağımlı olmamızın ekonomik sonuçları da siyasi sonuçları da vardır. Türklerin tarihiyle yan yana bugünlere gelmiş kıl keçileri yarının zor koşullarının bir ölçüde garantisidir. En azından direncin, uyumun, üretimin, kendi kendine yetebilmenin isabetli bir sembolüdür.

ORMANA ZARARI YOK

- Doğanın dengesi açısından, uzun zamandır doğayla iç içe olmuş, ona belki bilmediğimiz bir çok faydasını sunmuş bir hayvan. Onu ayırdığımızda doğaya etkisi ne olabilir?

Artık şunu herkesin bilmesi gerekir. Keçi orman düşmanı değildir. Binlerce yıldan beri Türkiye’nin ormanlık alanlarında keçi yaşamıştır, Toroslar’da yaşamıştır, Ege’de yaşamıştır, Türkiye’nin bütün dağlarında ormanla keçi yaşamıştır. O çeşitliliğin var olmasında, ormanlık alanın bir bakıma korunmasında keçi çobanı ormana sahip olmuştur. Fidanlıklar elbette korunması lazım ama ergin hale gelmiş ormanlık alanlarda keçilerin otlatılmasında hiçbir sakınca yok.

ATALAY ERGEZEN

27.06.2008 Akşam Gazetesi Ege Eki

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
  • Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
  • 'Güvenlik kodunu yanlış yazıp gönder tuşunu bastıysanız, yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
  • Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
İsim:
Yorum:

Güvenlik kodu:* Code


Okunma: 310 | E-Posta

  Yorumlar (2)
RSS yorumları
 1 Yazan nurettin celmeoglu, 17-07-2008 11:44
Hocam'ın söyledikleri gerçeklerle hiç örtüşmüyor. Toroslarda binlerce yıl keçi yoktu; çünkü kaplanlar vardı. Yakın bir zamana kadar panterlerle de karşılaşıldı. Ayrıca, Osmanlılar zamanında keçinin ormana girmesi kesinlikle yasaktı. 1900 başlarında çekilmiş yörük çadırı fotograflarında ve Toroslarda Çoban fotografında da keçi yok, koyun var. 
Diz boyu taze otla da dolu olsa, keçi başı yukarıda gezer ve ağaç dalı, kabuğu, tohumu gevmeyi sever. Bir de, ağaç haline gelmiş orman ifadesi de çok yanıltıcı. Öyle ormanda zaten ot ot olmuyor çünkü tabana güneş ışınları gelmez. Kaldı ki, bu tür ormanlarda da sürdürülebilirliğin devamı için fidan gelişmesinin doğal seyirde kalması zorunlu; halbuki keçi bir günde yüzlerce fidanı yok edebilir. Ağaçlar yaşlandığında yerine yeni ağaç gelmeyince, ne bitki, ne toprak; çıplak kayalar kalır. Bugün Toroslar bu durumda. Son 60-70 yılın ihmali ile, keçiyi tanımayanlarımn keçi fetvası vermesi nedeniyle, Torosların binlerce dönüm ormanlıkları peş-peşe yok oldu. 
Kıl keçisi elbette kontrollü otlatılsa bu sorun olmaz amai, hocamın da dediği gibi, ormana salınıyor ve kendi yiyeceğini kendisi bulup besleniyor. Aksi düşünelemeyecek kadar yerleşik bir uygulama bu. 
Son olarak, yangın konusunda da ciddi yanılgı var; Gülnardaki çok büyük orman yangını yüreğimizi dağladı. Biliniz ki, Türkiye'de kıl keçisinin en çok dolaştığı alanların balşında gelirdi yanan ormanlıklar. 
Keçi orman düşmanıdır. Lütfen Meydan Larousse'daki "Keçi" maddesine bakınız. Ya da, Karl Voght isimli ünlü Doğa Bilimcisi'nin ortadoğu'daki çölleşmeyi sadece keçiye mnasıl bağladığını inceleyiniz. 
Hocamın, değişik ırklarla melezleme ve her durumda uygun gen stoğu muhafaza önerilerini yürekten destekliyorum. 
Saygılarımla, 
Bu e-posta adresi spam korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin.
 2 Yazan Atalay Ergezen, 27-06-2008 21:10
Denizli 'den Yaşar Usluer göndermiş, teşekkür ederim... 
 
Sayın Atalay Ergezen, 
 
Prof. Dr. Mustafa Kaymakçının Kıl keçileriyle ilgili söylediklerine aynen katılıyorum. Bu röportajı gerçekleştirdiğiniz için de size teşekkür ediyorum.  
 
Size kendi yöremden bahsedeyim. (Denizli-Güneyin Çorbacılar köyü) 50-60lı yıllarda hemen herkeste koyun-keçi vardı. 70li yıllarda azaldı, 80li yıllarda kimsede kalmadı. Tütün ekimine yöneldiler. Koyun-keçi varken orman vardı. Öyle ki her biri bir kamyon gelen büyük meşe (palamut) korulukları vardı. Çalılar bile kocaman ağaç olmuşlardı. Ama şimdi koyun-keçi de yok, maalesef ormanda yok.  
 
Türkiye çapında da milyonlarca keçi vardı, şimdi 5 milyona düşmüş. Yörüklere de yerleşik düzene geçmeleri için baskı yapılıyor. Keçileri elden çıkarmaları için zorlanıyor. Keçilerin ormanlara zarar verdiğini söyleyenlere sormak gerek. Milyonlarca keçi varken bu ormanlar nasıl büyüdü? Ormanlara dört ayaklı keçilerden çok iki ayaklı keçiler zarar veriyor. Eğer yine keçiler korunsa, Yörükler yerleşik düzene zorlanmasa, ormanları devletten daha iyi koruyacaklarına bahse girerim. Hocanın dediği gibi hiç kimse yeni tesis edilmiş ormanlık alanlar içersine keçilerini salmaz. Aksine onu korur. Yetişmiş ormanlarda keçi zarar vermez. Arka ayakları üzerine dikilmekte hünerlidirler ama yinede yetişemezler. Aksine orman içindeki taze otları yer, kurumuş otları gezerken ezdiği için herhangi bir yangında bu otların çabuk tutuşup ormanı yakmasını engeller. Bu kurumuş otlar keçiler tarafından ezilmediği için yangında çabuk tutuşuyor ve binlerce hektar ormanın yanıp kül olmasına neden oluyor. 
 
Yine hocanın dediği gibi saanen keçisine göre kara kıl keçisi et bakımından daha verimlidir. Artı boynuzları daha uzun olduğundan bıçak sapı ve tarak yapımında kullanılır. Kılları kilim dokumak için kullanılır. Eşme ilçesinde her yıl mayısın son haftası kilim festivali düzenlenir. Yine hocanın dediği gibi inek kıl keçilerinin yerini tutamaz. Zira ineği beslemek için yem gerek. Buda masraf demek. Keçiye ise yem gerekmez, dolayısıyla masrafta gerekmez.  
 
Başarı dileklerimle saygılar sunarım. Yaşar USLUER

v.1.4.6

All right reserved

Yorum yaz (2 Yorumlar)

 
< Önceki   Sonraki >

 Bugünkü gazetelerin 1. sayfaları...

Yeni bir arayüz ve işleyiş kazandırmak üzere, yazarlar modülümüz geçici bir süre kaldırılmıştır...
URLA ŞİİRLERİ
Güneşi çağırdım

Az sonra gelecek    Urla 'nın sokak aralarında..

Ali TEKMİL

SIIR KÖSESI
SEVİLMEK İSTERİM
Ümran ÇETIN
YENİ İLANLAR
acil satılık
yaşlı bakıcılığı
SEKRETER ARANIYOR
satılık mitsubishi L200 4x2 çift kabin
Yazın : Satılık 
Kategori : Vasıta
Çeşmealtı'nda İmarlı Deniz Manzaralı Arsa
urla özbek akkum mevkii yazın gülü sitesinde müstakil tripleks
motorsiklet
Yazın : Satılık 
Kategori : Vasıta
terziye
URLA' DA DAHİLİYE DAL MERKEZİ AÇILDI
ferforge ,soğukdemir usta ve kalfa aranıyor
mustakil villa
satilik kamyonet
UYGUN FİYAT
Yazın : Satılık 
Kategori : Vasıta
Kimler Online
  Atalay Ergezen ® 2006
  Reklam | İletişim | Künye
Site içeriğine katkıda bulunmak için tıklayınız.    Teknik soru ve önerileriniz için tıklayınız.