| Kara Keçi sahipsiz kaldı |
|
|
|
|
Ormanlara zarar verdiği gerekçesiyle yok edilmeye çalışılan yerli ırk kıl keçilerin nüfusu hızla düşmeye devam ediyor. Ormanları keçilerden arındırma kampanyası çerçevesinde, idari ve akademik çevreler bu azalmadan memnuniyetlerini dile getirirlerken, kıl keçilerinin lehine demeçler de gelmeye başladı. Konuyla yakından ilgilenen Ege Üniversitesi Zootekni Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı, hayvancılıkta yerli ırkların stratejik önemine dikkat çekerek, “Artık ağaç haline gelmiş ormanların içerisine keçi salınmasının hiçbir sakıncası yok, hatta faydası var. Türklerin tarihiyle yan yana bugünlere gelmiş kıl keçileri yarının zor koşullarının bir ölçüde garantisidir” diye konuştu. 1980 yılında 15 milyon olan keçi nüfusu 2000 ‘li yıllarda 6 milyona düştü. Orman Bakanlığı’nın hedefi bu sayıyı 2012 yılına kadar 1 milyonun altına indirmek. Bu politikaya muhalif olan Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı’ya kıl keçilerinin durumunu sorduk...
Yerli ırk kıl keçileri ormanların tahribi konusunda ‘günah keçisi’ mi? Yoksa gerçekten ormana zarar veriyorlar mı? Küçüklüğümüzden beri, kıl keçisinin ormanın düşmanı olduğunu duyarız. ‘Kıl keçilerini yok edersek, ormanları kurtarırız. Ormanları kurtarırsak Türklüğü de kurtarırız.’ Bu kategorik yaklaşım doğru değil. ‘Ormanın tek düşmanı kıl keçisi’ dersek doğru bir şey söylemiş olmayız. Ormanların düşmanı bir kere insan. Örneğin golf alanları için ormanları yok ediyoruz. Doğrusu ne? Kıl keçisi yetiştiriciliğini öyle bir hale getirelim ki, ormanla dost olsun. Biz ziraat mühendisliği kökenli insanlar bunun arayışı içerisindeyiz. Bunun dışında, kıl keçilerinin barınacağı, otlatılacağı alanlar da var ormanların içerisinde...
Ziraat mühendisleriyle orman mühendisleri arasında, bu neredeyse geleneksel bir tartışma. 2005’te yapılan ulusal kongrede, orman mühendislerinin bir kısmı, ‘Şimdiye kadar böyle söyledik ama öyle alanlar var ki, bu alanlarda kıl keçileri otlayabilir ve ormana zarar vermez’ dediler. Bu ziraat mühendislerinin iddialarını da belli ölçülerde güçlendiren bir şey. Elbette kimse, ‘yeni tesis edilmiş ormanlık alanlar içerisine keçi salalım’ diyemez. Çünkü hayvan, bunlara zarar verecektir. Ama artık ağaç haline gelmiş ormanların içersine keçilerin salınmasının hiçbir zararı yok. Üstelik şöyle bir faydası var: Özellikle bizim gibi subtropik bölgelerde, hayvanlar otlayınca, bu otların yenmesi, yangının yayılma tehlikesine de karşı koymuş oluyor.
Öyle alanlar vardır ki, orada kıl keçisi otlayabilir ve ormana zarar vermez. Ama bu alanların saptanmasında ilgili uzmanların bir araya gelip saptamayı yapması lazım. Bazı alanlarda kıl keçisi sayısının azaltılması lazım. Onun yerine daha verimli olan saanen keçisi yetiştirilebilir.
30 Haziran’da artık tamamen yasak olacak. Olağanüstü cezalar geliyor. Önümüzdeki günlerde İzmir milletvekillerini toplantıya çağıracağız.
Kıl keçisi doğrudan doğruya et veriyor, süt veriyor. Kıl keçisinin özellikle Avrupa ülkelerinde öne çıkan bazı özellikleri var. En yüksek düzeyde aromatik peynirlerin yapımı doğrudan doğruya kıl keçilerinden sağlanıyor. İnek sütünden üstün. Dünyanın en pahalı peynirleri keçi sütünden yapılmış peynirlerdir. Bizim halkımızın beslenmesi açısından keçi çok önemli. Türkiye’de kırmızı et miktarı çok düştü. Bunun en önemli nedeni keçi ve koyun sayısında hızla meydana gelen azalma. 14 milyondan 5 milyona düştü. Koyun sayısı 40 milyondan 25 milyona düştü. Kırmızı et stratejik bir besindir. Kırmızı et tüketmeyen bir ülkenin kafaları gider. Yani kafaların entelektüel işlemleri geriler. Bu açıdan da önemli. Kıl keçileri bu önlemlerle yok edildiğinde, başka bir şeyle ikame edebilir miyiz? Bunun yerine besi sığırcılığını devreye sokalım diyorlar. Geçmişte de oldu ama çok başarısız oldu...
Hayvancılıkta girdilerin önemli bir kesimi yemdir. Kıl keçisinin şöyle bir avantajı var. Ormana girdiği zaman, kendisine uygun meraları yiyor. Genellikle yetiştirici cebinden herhangi bir para harcamadan et elde ediyor, süt elde ediyor.
- Son dönemlerde bu konuda çalışmalar var. Genellikle doğal yollarla üretilen besinlerdeki protein oranının yapay beslenmeye oranla çok farklı olduğuna yönelik araştırmalar var. Bununla ilgili ciddi tartışmalar var.
-Tabi, dünyada insanların eline para geçtikte, daha lezzetli yiyecekler arayışı içersine giriyorlar. Organik tarımın bu alanda öne çıkmasının nedenlerinden birisi bu. Yani çok sağlıklı, aynı zamanda daha lezzetli besinlerin üretilmesi. Diyelim ki mis gibi kokan bir domatesten bahsediyoruz ya da, kokusu olmayan bir domatesten... Organik tarımla, endüstriyel tarım arasındaki önemli farklılıklardan birisi de bu.
- Diyelim ki sütteki yağ oranı açısından. Yerli ırkların kültür ırklarına göre üst noktada oldukları zaten biliniyor. Örneğin tereyağı verimi açısından bir karşılaştırma yapılırsa, yerli ırkların bazen çok süt veren kültür ırklarıyla yarışabileceği söyleniyor.
Bunlar birbirine rakip değil. Bizler kıl keçilerini de saf yetiştirmeyle ıslah edebiliriz. Etmeliyiz de. Fakat burada bir iradenin olması lazım. Kıl keçilerine bakış açılarının olumlu olması lazım. Düşman olmamak lazım... Bu düşmanlık kıl keçilerinin Türkiye’de tamamen yok edilmesi doğrultusunda. Bu doğru bir bilimsel yaklaşım değil. Kıl keçilerin de verimleri vardır, otlatılabileceği alanlar vardır, bir gen kaynağı olarak bile korunması lazım...
Beynelmilel adı ‘Ordinary goat’. Akdeniz ülkelerinde de var. Başlangıçta da onlar bir yanlışlık yaptılar. Örneğin Tunus ‘ta da yok edildi. Ama şimdi bunun yanlışlığı anlaşıldı. Dolayısıyla dünyadaki olumsuz örneklere bakarak, kıl keçilerinin tamamen yok edilmesi bilimsel bir anlayış değil.
Burada tek bir doğru yok. Kimi yerde yerli ırk, kimi yerlerde melez ırklar tercih edilir. Küresel ısınma denen bir risk var. İleride aç kalma tehlikesiyle karşılaşan bir ulus olabiliriz. Bugün pirinci, pamuğu ithal ediyoruz. Dünya borsa fiyatlarıyla iç piyasamızdaki fiyatlar karşılaştırılıyor. Bu çok yanlış. Borsa fiyatını belirleyen ülkeler kendi çiftçisine borsa fiyatının üzerinde rakam veriyor. Şimdi keçiler bittiğinde, hayvancılığa devam etmek isteyenlere, “sizi keçiden kurtardık, size süt ineği verelim” diyecekler. Onun da riskleri saymakla bitmez. Deli dana hastalığının gelecekteki boyutunu dahi tahmin etmek mümkün değil. Bir ülkenin tarım politikası, besin politikası stratejik öneme sahip ciddi bir konudur. Bitki ve hayvanlarda yerli ırklarımızı diri tutmamızın ya da onları yitirip dışa bağımlı olmamızın ekonomik sonuçları da siyasi sonuçları da vardır. Türklerin tarihiyle yan yana bugünlere gelmiş kıl keçileri yarının zor koşullarının bir ölçüde garantisidir. En azından direncin, uyumun, üretimin, kendi kendine yetebilmenin isabetli bir sembolüdür. ORMANA ZARARI YOK - Doğanın dengesi açısından, uzun zamandır doğayla iç içe olmuş, ona belki bilmediğimiz bir çok faydasını sunmuş bir hayvan. Onu ayırdığımızda doğaya etkisi ne olabilir? Artık şunu herkesin bilmesi gerekir. Keçi orman düşmanı değildir. Binlerce yıldan beri Türkiye’nin ormanlık alanlarında keçi yaşamıştır, Toroslar’da yaşamıştır, Ege’de yaşamıştır, Türkiye’nin bütün dağlarında ormanla keçi yaşamıştır. O çeşitliliğin var olmasında, ormanlık alanın bir bakıma korunmasında keçi çobanı ormana sahip olmuştur. Fidanlıklar elbette korunması lazım ama ergin hale gelmiş ormanlık alanlarda keçilerin otlatılmasında hiçbir sakınca yok. ATALAY ERGEZEN 27.06.2008 Akşam Gazetesi Ege Eki
Okunma: 310 | E-Posta
|
||||||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







.jpg)






Yorumlar (2)






