|
Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi 'nden "Kıl Keçisi, günah keçisi mi ?" başlıklı iki ayrı çalışma yayınlandı. Basın açıklaması olan birinci çalışmanın ardında, konuyla ilgilenenler için uzunca bir bilimsel değerlendirme var.
KIL KEÇİSİ, GÜNAH KEÇİSİ Mİ? Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı E.Ü. Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü e-posta:
Bu e-posta adresi spam korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin.
Çevre ve Orman Bakanlığı hazırlamış olduğu keçi zararlarının azaltılması eylem planı ile 2012 yılında kıl keçi sayısını 6 milyondan 2 milyona indirileceğini belirtiyor. Hazırlanan bu eylem planının kıl keçiye bakış açısı, tarım bilimi açısından olduğu kadar toplumsal koşullarımız açısından da uygun değildir. Kıl keçisi, özellikle ılıman ilklim kuşağının ve ekosistemin doğal bir parçasıdır. Diğer yönden, orman içi ve kenarı köylerin en önemli geçim kaynağı olduğu gibi önemli gen kaynaklarımızdan da birisidir. Bu eylem planının, birçok açıdan eksiklikleri vardır; 1. Kıl Keçisi Azaltma Eylem Planı’nın en büyük eksikliği, konuyla ilgili tarafların görüşlerinin alınmamasından kaynaklanmıştır. Öncelikle, kıl keçisi yetiştiricilerinin eylem planıyla hiç bağlantısı yoktur. Görüşlerinin alınmamasının nedeni, onlara orman bürokrasisinin bakış açısıdır. “Onlar cahildir, ormanı korumayı bilmezler”. Şu da söylenebilir; “Örgütlü olmadıkları için görüşlerini almak olanaklı olamamıştır”. Ancak son zamanlarda örgütlenmiş Koyun-Keçi Birliklerinin görüşleri de alınmamıştır. Ziraat Fakülteleri’nin bilgilendirilmesi bile planın hazırlanmasından sonra söz konusu olmuştur. Acaba nedendir? Bu doğrultuda en az 40 yıldır keçi yetiştiriciliği konusunda çalışmalar yapan akademisyenlerin önerileri olamaz mıydı? Bırakınız kıl keçi yetiştiricileri ve akademisyenleri, acaba Tarım Bakanlığının bu eylem planında etkin katılımı sağlanmış mıdır? 2. Kıl keçisi yerine ikame edileceği belirtilen tarımsal etkinlikler orman içi ve kenarı işletmeler için geçerli değildir. Geçmişte OR-KÖY’ün bu doğrultudaki başarısız girişimlerinden dersler alınmamıştır. Sulanabilecek arazi çok sınırlı olan, hatta çoğunlukla da hiç olmayan orman içi ve kenarı işletmelerde süt sığırcılığı ve besi sığırcılığı için zorunlu kaba yem nereden sağlanacak? Dışarıdan sürekli kaba ve karma yem alınarak bu iş sürdürülebilir mi? Besi danası nereden bulunacak? Arı yetiştiriciliği nasıl yapılır? Türkiye’de arı yetiştiriciliğinin gezgin arıcılık şeklinde yapıldığı bilinmiyor mu? Keçinin otladığı yerde koyun otlayabilir mi? Sebze ve meyve yetiştiriciliği sulanabilir arazilerde yapılmaz mı? 3. Eylem Planında, kıl keçilerine karşın üstünde en fazla durulan seçeneğin süt sığırcılığı olduğu belirtiliyor. Bırakalım besleme koşullarının yetersizliğini, acaba bu yaklaşım Türkiye’ye batı ülkelerinden getirilmesi istenilen süt ineği ithalatı için yeni bir gerekçe mi oluşturacaktır? Durum böyle ise bu ithalattan kimler nemalanacak? 4. Kıl keçilerinin yok edilmesiyle orman içi ve kenarı köylüleri, gereksinme duydukları hayvansal protein ihtiyacını ve geçimleri nasıl karşılanacak? 5. Köylerini terk etmek zorunda kalacak bu insanlar, kasaba ve kentlerde iş bulabilecekler mi? İş bulamazlarsa sadaka ekonomisinin ve kültürünün bir parçası mı olacaklar? 6. Ormanlarımızın yok edilmesinde kıl keçilerinin doğrudan payı, bilimsel çalışmalarla ne ölçüde tespit edildi? Turistik yerler için ormanın tahrip edilmesi, golf sahaları yapmak üzere makilik hatta ergin ağaçların kesilmesi, tarla açmalar, yaz yangınların payları araştırıldı mı? 7. Kıl keçilerinin ormana gübre bırakması, sık makilik alanlarda koridor açarak yangın şeritlerini oluşturması, yetişmiş ormanlık alanlarda otlayarak yangınlara karşı dip temizleyici olmaları, ileride beklenilen çevre olumsuzluklarına karşı en dayanıklı olmaları yanında, Anadolu kültürünün önemli birer öğesi olması gibi konular, “Keçi Azaltma Eylem Planı” yaparken göz önüne alındı mı? Ne Yapmalıyız? 1. Türkiye kıl keçilerinin genetik ıslah etkinliklerinin iki boyutta geliştirilmesi planlanmalıdır. Birinci boyutu, kıl keçilerinin saf yetiştirme ve seleksiyon ile verim düzeylerini iyileştirilmesi çalışmalarıdır. Bu amaca yönelik olarak kıl keçilerinin yetiştirildiği ortamlarda araştırma birimleri kurulmalıdır. İkinci boyutu ise, kıl keçilerinin ağırlıklı olarak melez süt keçilerine dönüştürülmesi çalışmaları olmalıdır. Melez süt keçisi yetiştiriciliği, orman içi ve kenarında ekstansif nitelikte, buna karşılık ova ve yamaç yerlerde ise entansif nitelikte planlanmalıdır. 2. Keçi-orman ilişkisi, her şeyden önce, insan-orman ilişkisinin bir sonucudur. Bu nedenle, konuya öncelikle orman içi ve kenarı köylülerin dirlik sorununun çözümü açısından yaklaşılmalıdır. Ormanlarımızın korunması ve geliştirilmesi konusu, bu bağlamda ele alınmalıdır. 3. Orman içi otlakların ıslahı ve maki alanlarının kimi bölgelerin ot ve yem bitkisi üretimine ayrılmasıyla kıl keçi yetiştiriciliğinin yapılması olanaklıdır. Bu açıdan, orman içi otlatmacılık konusu bir sistem olarak ele alınmalı, en uygun seçeneğin belirlenmesi ile otlatma planları yapılmalıdır. Son yıllarda, ormancı akademisyenlerce bu görüşler ifade edilmeye başlanmıştır. Keçi yetiştiricilerinin orman meralarından denetimli bir şekilde yararlanılmasını sağlayacak yasal düzenlemeler yaşama getirilmelidir. 4. Keçi yetiştiricilerinin ekonomik, sosyal ve teknik örgütlenmeleri hızla tamamlanmalıdır. Tarımsal kalkınma kooperatifleriyle üreticilerin ürünleri değerlendirilmelidir.
KIL KEÇİSİ, GÜNAH KEÇİSİ Mİ? Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI Prof. Dr. Turgay TAŞKIN Prof. Dr. Nedim KOŞUM
E.Ü. Ziraat Fakültesi, Bornova-İzmir e-posta:
Bu e-posta adresi spam korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin.
Giriş Türkiye’de ormanların en büyük zararlısının kıl keçisi olduğu, genellikle kabul edilen bir olgudur. Bu bağlamda, son olarak Çevre ve Orman Bakanlığı’nın hazırlamış olduğu “Keçi Zararlarının Azaltılması Eylem Planı” ile 2012 yılında kıl keçi sayısının 6 milyondan 2 milyona indirileceği belirtiliyor. Eylem planında, keçileri ellerinden alınacak olan orman köylülerine, bakanlıkça süt sığırcılığı, besi sığırcılığı, koyunculuk, arıcılık, tavukçuluk, seracılık, fidancılık ve meyvecilik gibi alanlarda desteklerin verileceği anlatılmış. Bu konuda valiler, Çevre-Orman İl Müdürlükleri, İl Orman Müdürlükleri görevlendirilmiş bulunuyor. Yazımız ana hatlarıyla Keçi Zararlarının Azaltılması Eylem Planı’nın eleştirisini yapmak üzere kaleme alınmıştır. Ancak öncelikle keçi yetiştiriciliğinin genel görünümü anlatılmış, eylem planı eleştirisinden sonra da keçi yetiştiriciliği konusunda ne yapmalı sorusuna cevap aranmıştır. Türkiye Keçi Yetiştiriciliğinin Genel Görünümü 1. Türkiye, 6 milyon baş keçi varlığına sahiptir. Sayı bakımından yurdumuz Avrupa ve Akdeniz ülkeleri arasında birinci, dünyada on beşinci sıradadır. Bununla birlikte, son yirmi yılda keçi varlığımızın çoğunluğunu oluşturan kıl keçi sayısında %65, Ankara keçisinde %95’e varan düzeylerde azalmalar olmuştur. 2. Türkiye keçi varlığının %96’sını kıl keçisi oluşturur. Bunu, Orta Anadolu’da Ankara keçisi ile Ege, Marmara ve Akdeniz kıyı şeridinde Malta / Malta melezleri ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki Kilis keçileri izler. Malta / Malta melezleri ve Kilis’ler, süt tipi keçilerdir. Bunların dışında özellikle Batı Anadolu kıyı şeridinde Türkiye Ziraat Fakülteleri, ağırlıklı olarak Ege Ziraat Fakültesi’nin çalışmaları sonucunda yaygınlaştırılan Saanen / Saanen melezlerinin varlığı da gözlemlenir olmuştur. Araştırıcılar bu sütçü tipleri Türk Saanen’i olarak adlandırılmaktadırlar. 3. Türkiye’de, toplam süt üretiminin %2.6’sı, et üretiminin %3.3’ü ve deri üretiminin %10.16’sı keçiden sağlanır. Ayrıca keçilerimizden 2740 ton kıl ile 330 ton tiftik üretimi de söz konusudur. Toplam hayvansal üretim değerinin ise, yaklaşık %7’si keçi üretim etkinliğinden elde edilmektedir. 4. Türkiye’de keçilerden elde edilen sütün ağırlıklı bir kesimi orman içi ve kenarında yaşayan aileler tarafından kullanılır. Geri kalanı ise, mandıralara çiğ süt olarak pazarlanmakta ya da peynire işlenerek yerel pazarlarda ve tüccarlara satılarak değerlendirilmektedir. Keçi sütü ayrıca, beyaz peynir üretiminde inek ya da inek + koyun sütü ile birlikte işlenmektedir. Son yıllarda ise kimi büyük firmaların keçi peyniri üretimi çalışmalarına başladığı bilinmektedir. Keçi eti ise, yine orman içi ve kenarı köylerde tüketilir. İç pazara sunulan keçi etinin oldukça düşük düzeyde olduğu söylenebilir. Bununla birlikte, dünya keçi eti pazarında, özellikle Körfez ve Yakındoğu ülkelerinde Türkiye’nin önemli bir payı vardır. Keçi lifleri de, iç pazar yanında önemli bir dışsatım ürünü olarak değerlendirilirler. 5. Keçi yetiştiricileri, başta süt olmak üzere oğlak ve erkeç gibi ürünlerini değerlerinin çok altında pazarlamak zorunda kalırlar. Örneğin, pazarlanabilen keçi sütünün %90’nından fazlası, bir yıl öncesi mandıracılardan almak zorunda kaldıkları avanstan dolayı, çok ucuza satılır. Bir başka deyişle pazarlamada aracılar egemendir. Buna karşılık, yem, ilaç gibi girdiler pahalıya sağlanır. Kısaca keçi yetiştiricileri teknik olduğu kadar ekonomik olarak da örgütsüzdürler. Göçerlerin ve topraksızların dışında tarım arazisine sahip olanlar bile küçük ve cüce ölçekli işletmeler olduğu için toplumun ve hayvan yetiştiricilerinin en yoksul kesimini oluştururlar. 6. Türkiye’de keçi yetiştiriciliği, yukarıda da değinildiği gibi ağırlıklı olarak küçük ve cüce işletmeler, topraksız işletmeler ve giderek azalan sayıda tam ve yarı göçerlik şeklinde yapılır. Keçilerin beslenmesi de köy meraları ile orman içi ve kenarı meralarda gerçekleştirilir. Ormanda keçi otlatılması yasak olmasına ve cezai önlemlere karşın orman içi ve kenarı köyler için keçi yetiştiriciliği hala başat üretim dalı olarak varlığını sürdürmektedir. Başka seçenekleri olamayan bu sosyal katmanlarca, insan-orman ilişkileri önemli sorunları yapısında taşımaktadır. 7. Türkiye’de, sayıları 17.700’ü bulan orman içi ve kenarı köylerde 8 milyonu geçen insan yaşar. Keçinin bu köyler için yaşamsal bir önemi olmakla birlikte, ormanlarımızın korunması açısından, kimi çevrelerce ve kentlerde akla gelen başlıca çözüm, kıl keçinin ormandan uzaklaştırılması ya da kesilmesi şeklinde ortaya konulmuş, bu doğrultuda ekonomik, sosyal, yönetsel ve teknik uygulamalar yapılmıştır ve yapılagelmektedir. 8. Keçi-orman ilişkisine, insan-orman ilişkisi bağlamında yaklaşan Türkiye Ziraat Fakülteleri Akademisyenleri ise, sorunun çözümünde öncelikle yapılacak işlerden birisinin, özellikle orman içi köylerin ormansız bölgelere taşınması ve topraklandırılmasını öngörmüşler; taşınamayan köylerde de kıl keçi varlığının ıslahını planlamışlardır. Bu bağlamda, kıl keçilerinin melez sütçü keçilere dönüştürülmesi çalışmaları sürdürülmüştür. Yerel süt keçilerinin ıslahı amacıyla da yine ağırlıklı olarak melezleme çalışmalarının yoğunluk kazandığı söylenebilir. Ziraat Fakülteleri’nin özverili çalışmalarına karşın, araştırmalardan elde edilen olumlu sonuçların, saha koşullarına aktarılmasının, Batı Anadolu kıyı şeridindeki örnekleri dışında sınırlı kaldığı görülmektedir. Bunun en önemli nedenlerinden birisi, Türkiye’de keçi-orman ilişkileri açısından kurumlar arasında bir eşgüdümün olmamasıdır. Öncelikle Tarım ve Orman Bakanlıkları arasında bir görüş birliği yoktur. Yakın zamanlara değin Tarım Bakanlığınca uygulanan kimi projelerde orman içi ve kenarında melez süt keçisi yetiştiriciliği desteklenmiştir. Ancak Orman Bakanlığı ormanların korunması için keçilerin kaldırılmasını başat bir görüş olarak kabul etmiştir. Keçi Zararlarının Azaltılması Eylem Planı’nın Eleştirisi 1. Keçi Zararlarının Azaltılması Eylem Planı’nın en büyük eksikliği, konuyla ilgili tarafların görüşlerinin alınmamasından kaynaklanmıştır. Öncelikle, kıl keçisi yetiştiricilerinin eylem planıyla hiç bağlantısı yoktur. Görüşlerinin alınmamasının nedeni, onlara orman bürokrasisinin bakış açısıdır. “Onlar cahildir, ormanı korumayı bilmezler”. Şu da söylenebilir; “Örgütlü olmadıkları için görüşlerini almak olanaklı olamamıştır”. Ancak son zamanlarda örgütlenmiş Koyun-Keçi Birliklerinin görüşleri de alınmamıştır. Ziraat Fakülteleri’nin bilgilendirilmesi bile planın hazırlanmasından sonra söz konusu olmuştur. Acaba nedendir? Bu doğrultuda en az 40 yıldır keçi yetiştiriciliği konusunda çalışmalar yapan akademisyenlerin önerileri olamaz mıydı? Bırakınız kıl keçi yetiştiricileri ve akademisyenleri, acaba Tarım Bakanlığının bu eylem planında etkin katılımı sağlanmış mıdır? 2. Kıl keçisi yerine ikame edileceği belirtilen tarımsal etkinlikler orman içi ve kenarı işletmeler için geçerli değildir. Geçmişte OR-KÖY’ün bu doğrultudaki başarısız girişimlerinden dersler alınmamıştır. Sulanabilecek arazi çok sınırlı olan, hatta çoğunlukla da hiç olmayan orman içi ve kenarı işletmelerde süt sığırcılığı ve besi sığırcılığı için zorunlu kaba yem nereden sağlanacak? Dışarıdan sürekli kaba ve karma yem alınarak bu iş sürdürülebilir mi? Besi danası nereden bulunacak? Arı yetiştiriciliği nasıl yapılır? Türkiye’de arı yetiştiriciliğinin gezgin arıcılık şeklinde yapıldığı bilinmiyor mu? Keçinin otladığı yerde koyun otlayabilir mi? Sebze ve meyve yetiştiriciliği sulanabilir arazilerde yapılmaz mı? 3. Eylem Planında, kıl keçilerine karşın üstünde en fazla durulan seçeneğin süt sığırcılığı olduğu belirtiliyor. Bırakalım besleme koşullarının yetersizliğini, acaba bu yaklaşım Türkiye’ye batı ülkelerinden getirilmesi istenilen süt ineği ithalatı için yeni bir gerekçe mi oluşturacaktır? Durum böyle ise bu ithalattan kimler nemalanacak? 4. Kıl keçilerinin yok edilmesiyle orman içi ve kenarı köylüleri, gereksinme duydukları hayvansal protein ihtiyacını ve geçimleri nasıl karşılanacak? 5. Köylerini terk etmek zorunda kalacak bu insanlar, kasaba ve kentlerde iş bulabilecekler mi? İş bulamazlarsa sadaka ekonomisinin ve kültürünün bir parçası mı olacaklar? 6. Ormanlarımızın yok edilmesinde kıl keçilerinin doğrudan payı, bilimsel çalışmalarla ne ölçüde tespit edildi? Turistik yerler için ormanın tahrip edilmesi, golf sahaları yapmak üzere makilik hatta ergin ağaçların kesilmesi, tarla açmalar, yaz yangınların payları araştırıldı mı? 7. Kıl keçilerinin ormana gübre bırakması, sık makilik alanlarda koridor açarak yangın şeritlerini oluşturması, yetişmiş ormanlık alanlarda otlayarak yangınlara karşı dip temizleyici olmaları, ileride beklenilen çevre olumsuzluklarına karşı en dayanıklı olmaları yanında, Anadolu kültürünün önemli birer öğesi olması gibi konular, “Keçi Azaltma Eylem Planı” yaparken göz önüne alındı mı? Sonuç olarak kıl keçisi bir günah keçisi mi?(*) Böyle bir sonuca varmak için yukarıda sorulan sorulara tatmin edici cevaplar vermek gerekmiyor mu? Acaba, ormanları korumaktaki beceriksizliğimizi keçilere yükleyerek rahatlamak mı istiyoruz? Ne Yapmalı? Genetik Islah Stratejileri 1. Türkiye kıl keçilerinin genetik ıslah etkinliklerinin iki boyutta geliştirilmesi planlanmalıdır. Birinci boyutu, kıl keçilerinin saf yetiştirme ve seleksiyon ile verim düzeylerini iyileştirilmesi çalışmalarıdır. Bu amaca yönelik olarak kıl keçilerinin yetiştirildiği ortamlarda araştırma birimleri kurulmalıdır. İkinci boyutu ise, kıl keçilerinin ağırlıklı olarak melez süt keçilerine dönüştürülmesi çalışmaları olmalıdır. Melez süt keçisi yetiştiriciliği, orman içi ve kenarında ekstansif nitelikte, buna karşılık ova ve yamaç yerlerde ise entansif nitelikte planlanmalıdır. 2. Melez süt keçisi yetiştiriciliği için, ilk aşamada Saanen, Alpin, Alman Alaca gibi yüksek verimli kültür ırklarının dış alımı ve saf yetiştirilmesi, bir başka deyişle Çekirdek Damızlıkçı İşletmeleri (Nukleus Populasyonlarının) oluşturulması gerekir. Bu işletmelerden, melezleme yapılacak Damızlıkçı İşletmelere (Damızlık İstasyonları) gen aktarımı yapılmalıdır. Damızlıkçı işletmelerde, kalıcı melezleme programlarıyla yeni sütçü tipler oluşturulmalıdır. Damızlıkçı işletmelerde elde edilen melez sütçü tipler, ağırlıklı olarak erkek damızlıklar, Üretim İşletmeleri (Hedef Yetiştiriciler)’nde kıl keçilerinin melezlenmesinde kullanılacaktır. 3. Kıl keçisi ve melez süt keçisi yetiştiriciliği yanında Kilis ve Malta gibi, kimi yerli sütçü keçi ırklarının ıslahında seleksiyon ve melezleme etkinliklerinin de önemi unutulmamalıdır. Bu genotiplerin melezleme ile ıslahında Saanen, Beyaz Alman ve Şam keçilerinden yararlanabilir. 4. Kıl keçilerinin ağırlıklı olarak sütçü melez tiplere dönüştürülmesi dışında, yine melezlemeden yararlanılarak et verimlerinin iyileştirilmesi için de Boer gibi etçi ırklardan yararlanılması söz konusu olabilir. Bu tip çalışmalar kullanma (ticari) melezlemesi şeklinde olduğu kadar çevirme ya da tip geliştirilmesi şeklinde de yürütülebilir. Besleme 1. Keçilerin beslenmesinde meraya çıkarma son derece önemlidir. Nitelikli mera alanları keçilerin yaşama payı gereksinimlerini rahatlılıkla karşılayabilir. Bununla birlikte meralarımızın besleme yeteneklerini ve bölgesel ayrımlarını dikkate alarak özellikle aşım, gebeliğin son ayları ve laktasyonun başlangıç dönemleri gibi kritik dönemlerde keçilere mutlaka ek yemleme yapılmalıdır. Dengeli ve yeterli bir besleme düzeni keçilerden elde edilen verimleri artıracağı gibi oğlak ve keçi ölümlerini de önemli ölçüde azaltacaktır. Kültür ırkı yetiştirecek Çekirdek Damızlıkçı İşletmeler için ise daha entansif nitelikte bir besleme uygulanmalıdır. 2. Kıl keçisi dışında melez süt keçisi yetiştiriciliğinde, özellikle kaba yem gereksinmesinin işletme içinde üretimi zorunludur. Merada otlatmanın sınırlandığı dönemlerde, kaba yem kaynağı olarak yeşil yem, hasıl, kuru ot ve silajdan yararlanılabilir. Yeşil otun bulunamadığı dönemlerde ise, iyi hazırlanmış silo yemleri, sindirilebilir besin maddeleri açısından yeşil otlara en yakın düzeydedir. Silo yemi üretimi için, silaj mısır, silaj sorgum ve sorgum-sudan otu melezi uygun türlerdir. 3. Türkiye’de oğlak besisi kavramı henüz gelişmemiştir. Bununla birlikte, kimi Avrupa Ülkeleri’nde süt oğlağı karkasının değeri giderek artmaktadır. Bu nedenle yurdumuzda da özellikle erkek oğlakların sütten kesimden sonra kısa-orta süreli yoğun besi programları üzerinde durulmalıdır. Yapılan ön çalışmalarda beside en uygun kesim ağırlığının 11-25 kg olduğu belirlenmiştir. Keçilerde Koruyucu Hekimlik 1. Keçi yetiştiriciliğinde, hayvanların bireysel sağıtımından daha çok koruyucu hekimliğe önem verilmesi, ekonomik olduğu kadar, üretimin artırılması ve insan sağlığının korunması açısından da önemlidir. 2. Koruyucu hekimlikte, bulaşıcı hastalıklara karşı savaşımda en rasyonel yol, doğru aşılama programlarını uygulamaktır. Keçilerde bölgelere göre değişmekle birlikte Şap, Brusellosis, Çiçek, Keçi Ciğer Ağrısı, Koyun-Keçi Vebası gibi hastalıklara karşı aşı yapımı mutlaka uygulanmalıdır. Keçilerde asalaklara karşı savaşım ise asalaksal invasyon ve enfestasyon durumu göz önüne alınarak planlanmalıdır. 3. Keçileri, yaz ve sonbahar mevsimlerinde daha fazla hastalığa yatkın oldukları, sağlık sorunlarının keçilerde vücut kondisyonuna önemli ölçüde yansıdığı, oğlaklarda ise en önemli sağlık sorunlarının başında ishal olduğu ve bunun büyümeyi olumsuz olarak etkilediği bilinmelidir. Bu bağlamda keçilerin hastalıklara yatkınlık özelliğinin bir seleksiyon ölçütü olarak da ele alınması olasıdır. 4. Türkiye’ de “Hayvan Sağlığı Zabıtası Kanunu” günün değişen koşullarına göre düzenlenmeli, konuyla ilgili kurum, meslek odaları ve yetiştiricilerin bir araya gelmesiyle İl ve İlçeler dikkate alınarak hastalıklarla savaşım programları belirlenmelidir. Süt Teknolojisi 1. Türkiye’ de turistlik bölgelerde ya da yabancıların yoğun olduğu yörelerde dışalım yoluyla karşılanan peynir gereksinmesini karşılamak üzere içte keçi peyniri üretiminin geliştirilmesi sağlanmalıdır. Burada endüstriyel üretim kadar küçük birimlerdeki geleneksel üretim de önemlidir. 2. Keçi peynirinde pazarlama stratejilerini geliştirirken, geleneksellik ve mevsimsel bulunurluk dikkate alınmalı, yetiştiricilerin, peynir üreticilerinin ve tüketicilerinin birlikte oluşturdukları sosyal değerler ve alanlar göz önüne alınmalıdır. 3. Keçi sütünün mevsimselliği dikkate alınarak keçi peynirlerinin konserve edilmesi yanında telemenin dondurulması ya da sütün konsantre edilerek saklanmasında da gerekli özen gösterilmelidir. 4. Keçi sütünün aroması yanında kolay sindirilebilme yeteneğinden yararlanmak için probiyotik ürünlerin üretimi yaygınlaştırılmalı ve tüketimi özendirilmelidir. 5. Keçi sütünün kimi sindirim ve alerjik hastalıklarının sağıtımındaki işlevleri de dikkate alınarak kentlerde de tüketimi öğütlenmeli ve bununla ilgili pastörize sanayi geliştirilmelidir. Keçi – Orman / İnsan – Orman İlişkileri 1. Keçi-orman ilişkisi, her şeyden önce, insan-orman ilişkisinin bir sonucudur. Bu nedenle, konuya öncelikle orman içi ve kenarı köylülerin dirlik sorununun çözümü açısından yaklaşılmalıdır. Ormanlarımızın korunması ve geliştirilmesi konusu, bu bağlamda ele alınmalıdır. 2. Orman içi ve kenarı köylerde uygulanacak kıl keçisi ıslahı çalışmalarında orman örgütünü de içine alacak bir eşgüdüme mutlaka bir gereksinme vardır. Bu eşgüdüm sağlanmadan yapılacak etkinlikler başarısız kalacaktır. 3. Türkiye’de bu güne değin izlenecek ormancılık politikaları, kıl keçisini yok etmeye yönelik olmuştur. Bu politikaların tekrar gözden geçirilmesi gerekmektedir. 4. Kimi orman içi otlakların ıslahı ve maki alanlarının ot ve yem bitkisi üretimine ayrılmasıyla kıl keçi yetiştiricilerinin desteklenmesi olasıdır. Bu açıdan, orman içi otlatmacılık konusu bir sistem olarak ele alınmalı, en uygun seçeneğin belirlenmesi ile otlatma planları yapılmalıdır(*). 5. Keçi yetiştiricilerinin orman meralarından, yukarıda belirtildiği üzere denetimli bir şekilde yararlanılmasını sağlayacak yasal düzenlemeler yaşama getirilmelidir. Ekonomi – Politika Keçi ıslah çalışmalarında, elde edilen sonuçların yetiştirici düzeyinde yaygınlaştırılması için, diğer hayvansal üretim dallarında olduğu gibi, birbiriyle bağlantılı ekonomi-politikalarla desteklenmesi zorunludur. Bunların başlıcaları şunlardır: 1. Üretim Politikaları 1.1 Türkiye’de süt ve et gibi keçi ürünlerinin fiyat oluşumunda da desteklemeler ve düzenlemeler yapılmalıdır. Bu amaçla, kısa dönemde AB’nde olduğu üzere diğer alt yapı desteklenmeleri dışında en azından pirim düzenlenmesine geçilmelidir. AB’ de şimdiki durumda, süt tipi oğlak başına ödenen 16.8 Euro dışında, anaç keçi başına da yine 16.8 Euro pirim uygulaması yapılmaktadır. Ayrıca, keçi yetiştiriciliğinin geleneksel olarak yapıldığı bölgeleri korumak içinde hayvan başına yıllık 7 Euro (tamamlayıcı) pirim uygulaması da söz konusudur. AB iç piyasasında, özel stoklama uygulamasına da gerektiğinde başvurulmaktadır. 1.2 Orta ve uzun dönemde ise işletmelerin büyüyerek uzmanlaşmış süt tipi keçi işletmeler durumuna dönüştürülmesi sağlanmalıdır. 1.3 Ulusal Süt Kurulu yapısı içine Damızlık Koyun-Keçi Yetiştirici Birliklerinin de alınması sağlanmalıdır. 2. Pazarlama Politikaları 2.1. Keçi ürünlerinin üretiminden tüketiciye ulaşıncaya kadar geçen süreç içinde, yatay ve özellikle dikey bütünleşmeye dayalı bir pazarlama modeli gerçekleştirilmelidir. Böyle bir model, üretimi artıracağı gibi pazarlamada da tüketiciyi ve üreticiyi koruyacaktır. Bu modelin adı, AB ve diğer ülkelerde olduğu üzere Tarımsal Amaçlı Kooperatifler’dir. 2.2. Bu modele bağlı olarak bir diğer üretim etkinliği, daha sınırlı ölçüde yapılan ve yapılacak olan küçük aile üretimi (butik üretim) olabilir. Bu işletmeler kendi keçi sütlerinden özel peynirler üreterek pazarlayabilirler. 2.3. Dış ticaretle ilgili pazarlama politikalarında da özellikle keçi dışsatımında, yurtiçindeki anaç varlığının aşırı sömürülmesine yol açan uygulamalardan kaçınılmalıdır. 3. Örgütlenme Politikaları 3.1 Pazarlanma politikalarında belirtildiği üzere keçi yetiştiricilerinin gereksinme duydukları yem, ilaç, damızlık gibi girdilerin sağlanması ile süt ve et gibi çıktıların değerlendirilmesinde egemen ekonomik örgütlenme biçimi Tarımsal Amaçlı Kooperatifler olmalıdır. 3.2 Yetiştiricilerin teknik örgütlenmesi ise Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri Birliği ile sağlanmalıdır. Şimdiki durumda, Birlik sözleşmesinde ıslah etkinlikleri ekonomik etkinlik ile birlikte ele alınmış, sonuç olarak Birlik’e pazarlama ve üretim konularında da işlevler yüklenmiştir. Birlikler’in ıslah örgütlenmesini başarıyla gerçekleştirebilmesi için ekonomik konuların dışında tutulması gerekmektedir. 4. Yasal Düzenlemeler 4.1 Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri Birliği sözleşmesi yeniden düzenlenmelidir. Bu düzenlemeyle, Teknik Örgütlenme, Birlik’in temel görevi durumuna dönüştürülmelidir. Sözleşmeye ayrıca üyeliği özendirecek ve Birlik’in üniversiteler, kamu kurumları ve mesleki örgütlerle birlikte çalışması konusunda yaptırımcı maddeler konulmalıdır. Bir önemli konu da, koyun ve keçinin iki ayrı birlik şeklinde örgütlenmesinin zorunlu olduğudur. 4.2 Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bünyesinde “Hayvan Islahı Genel Müdürlüğü” kurulmalı ve bu müdürlüğe bağlı “Keçicilik Araştırma Birimi” oluşturulmalıdır. Bu bağlamda, bütün ilgi gruplarıyla araştırma bazında birlikteliği sağlamak üzere “Keçicilik Konseyi”nin de yasal alt yapısı gerçekleştirilmelidir. 4.3 Kamu Meraları, Yaylak ve Kışlalar Yasası’nda iki temel konuda yeni düzenleme yapılmalıdır. Bunlardan birincisi mera komisyonu birimlerinde birliğin temsili, ikincisi de kimi orman içi ve kenarı meraların denetimli olmak koşuluyla özellikle melez süt keçilerin yararlandırılmasına tahsis edilmesidir. Sonuç(*) Keçi yetiştiriciliğinin geliştirilmesi, keçi yetiştiriciliği ile uğraşan çiftçilerin dirliği kadar, iç pazar gereksinmelerinin karşılanması ve dışsatım olanaklarının iyileştirilmesi bakımından da önemlidir. Bu bağlamda, AB ülkelerinin hayvansal üretim dengelerine bakıldığında, sığır ürünleri bakımından genel olarak fazlalığın, buna karşılık koyun ve keçi ürünleri açısından önemli düzeylerde açıkları olduğu göz önüne alınmalıdır. Diğer yandan keçinin özellikle ılıman ilklim kuşağının ve ekosisteminin bir parçası olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle gelecekte ortaya çıkması olası küresel ilklim değişikliklerine karşı, korunması gereken en uygun gen kaynaklarından biridir. Son olarak söylenmesi gereken bir konu da şudur; Keçi ürünleri organik ürünlerdir, kanser başta olmak üzere kimi hastalıkların sağıtımında önerilmektedir.
(*) Önemli Bir Not: Bu yazının hazırlanması için tarafımıza birçok istek geldi. İsteklerin çoğunluğu, kıl keçisi yetiştiricilerine aittir. Onlar, istekten daha çok çaresizlik içinde bir umut ve özüm arıyorlardı. Tek kusurları, örgütsüz oluşlarıydı. Çığlıklarına cevap verenler de vardı. Başta, yazar-ressam dostumuz ve ağabeyimiz Fikret OTYAM olmak üzere, gazeteci arkadaşlarımız Tuncer BEYBAĞA, Atalay ERGEZEN, akademisyen arkadaşlarımız, İbrahim ORTAŞ, Tayfun ÖZKAYA, Gökhan GÜNAYDIN ve Ayhan ÇIKIN bunlardan bazılarıdır. Biz yazarlar da sadece bilimin ışığında namusumuzun gereğini yaptık. Umut ediyoruz ki bu yazımız ses getirebilir. Yazıyı yayınlayan HASAD dergisine de teşekkür ediyoruz.
Okunma: 382 | E-Posta
v.1.4.6 All right reserved Yorum yaz (0 Yorumlar) |