|
Gazi Hazretleri, 1908'de Trablus'a isyanı bastırmak üzere gönderildiğinde ilk kez komutan olmuştu. Şubat 1923 tarihine kadar geçen dönemi hep "Komutan Mustafa Kemal" olarak değerlendirilir.
Mustafa Kemal'in, "Devlet Adamı Atatürk" hüviyetini kazanışı 3 Şubat 1923 tarihli ünlü İzmir konuşmasıyla başlar. Üç önemli konuyu gündeme getirir. Birincisi laik eğitimdir; ikincisi laik hukuk; üçüncü bunların gerçekleşeceği zemin olarak Cumhuriyeti göstermesidir. Bu hedefleri gösterdiğinde Halife hala devlet yönetimindedir. Medrese eğitiminin başıdır. Lozan imzalanmamıştır. 1921 Anayasası geçerlidir ve şeriatın uygulanmasından sorumlu olan yeminli bir Meclis yönetimi vardır. Gazi Hazretleri'nin deyimi ile ülkede "eğitim faciası" vardır. Bu facia laik eğitimle yok edilecektir.
EĞİTİM FACİASI Önceki gün Yeni Asır'ın manşetinde Tevfik Tortamış arkadaşımız Kiraz ilçesindeki "eğitim faciası"nı değerlendirilmişti. Bu facianın özünde, Türk eğitim sisteminin düzenleme bozukluklarının hala çözülememiş olması yatıyordu. Örneğin, Mavidere, Mersinlidere, Sırımlı, Olgunlar, Örencik ve Solaklar köylerinde, okul yetersizliği, coğrafi zorluklar, taşımalı sistemin benimsenmemesi nedeniyle 3 bin kişi eğitim alamayarak cahil kalmıştı. 18 yaşına gelip hala okuma yazma öğrenememiş olan yurttaşların, durumuna bakınca, Türk eğitim faciasının 1923'teki kadar hazin olduğu söylenebilir mi? Evet söylenebilir, belki daha da ileri gidilebilir. Tevfik Tortamış'ın haber ayrıntılarında yer alan manzara, bir eğitim ayıbıdır.
İLK YILLARDA BÖYLEYDİ Türkiye'nin eğitim politikasının değerlendirilmesini yapan çok sayıda çalışmanın ortaya koyduğu bir gerçek vardır ki, eğitim alanında kesimler arası dengenin bir türlü kurulamadığını sergiler. Bu durum, cumhuriyetin ilk yıllarında da böyleydi, demokrasiye geçiş döneminde de aynı acıklı manzarasını sürdürmüştü. Eğitim politikasının tartışıldığı dönemde en önemli sorun eğitim reformunun nereden başlatılacağı idi. İleri sürülen ilk öneri, eğitim reformunun yüksek eğitimden başlatılmasıydı. Dışarıya gönderilecek gençlerin iyi eğitim alarak üniversitelerde hoca olması ve genç nesiller için öğretmen yetiştirmesi benimsenmişti. İkinci görüş, "ülkede yaygın ve kuvvetli bir ilk öğretim verilmeden özlü ve köklü bir ilim hareketinin yürütülemeyeceği idi." O tarihten beri Türk eğitim sistemi, bir kaleydoskop gibi çevirdikçe renkten renge, şekilden şekile giriyor. Şimdi de Üniversitelere bilim adamı yetiştirmek amacıyla devlet bursuyla yurtdışına gönderilmesi planlanan öğrencilerin seçim yöntemi, bir krize neden oldu.
BİRBİRİNE GİRİYOR Milli Eğitim Bakanlığı ile Yükseköğretim Kurulu bir birine giriyor. YÖK böyle bir programın ancak kendi gözetimi ve denetimi altında uygulanabileceğini belirtmekte. Aksi halde bu program çerçevesinde yurtdışı eğitim alanların Üniversitelerde öğretim üyesi olarak kesinlikle çalıştırılmayacaklarını söylüyor. YÖK'ün korkusu dış eğitim programlarının Milli Eğitim Bakanlığınca siyasal anlamda kötüye kullanılacağı ve yandaş eğitimi için fırsat yaratacağı iddiasıdır. YÖK Milli Eğitim bakanlığına (muhtemel bakanına) güvenmemektedir. Bütün mesele geçerli bir politika kararı oluşturacak ve ısrarla uygulayacak niyetin, siyasi cesaretin ve mesleki iradenin yokluğundan kaynaklanıyor. Okullar açıldı ve 15 milyon öğrenci öğretime başladı. Bu, gerçekten önemli ve gurur veren bir başarı mutluluğudur. Ama Kirazlı'da 3000 kişinin okumu yazma bilmeyişinin ayıbı nedir? Hasan Ali Bey, "Türk rönesansı ilk eğitim ile başlatılacaktır" demişti. Bizim halimizin adı galiba "Kirazlı rönensansı." Hani, okuması yok, yazması yok olmayan rönesans...
Kaynak: Yeni Asır Okunma: 1160 | E-Posta
v.1.4.6 All right reserved Yorum yaz (0 Yorumlar) |