|
Din ile siyasette iktidar ittifakı, en yoğun biçimde Refah Partisi döneminde yaşandı. Erbakan inadı 28 Şubat "Sentetik Darbe"sine neden oldu. Sonuçta bu günlere geldik. Şimdi yeniden eskilerin deyimiyle "zinde güçler" ile "sinsi güçler"in karşı karşıya geldiği noktadayız. Tartışma başlığı: "İrtica"dır.
Bu tartışma yeni değildir. Demokrat Parti'nin son yıllarında CHP, irtica konusunda yoğun bir kampanya başlatmıştı. O tarihlerin zinde kuvvetlerinde irtica değil, özgürlük ana başlıktı ve bu tartışma fırsatını irtica kadroları iyi kullanıyordu. CHP'nin hareketi zinde kuvvetlerin bu konudaki hedeflerinin siyasi pazarlamasını üstlenmekti. Doğrusu başarılı da olmuştu. Çünkü Demokrat Parti'nin 1957 seçimlerinden sonra yoğunlaşmayı tercih ettiği hedef, din ve siyaset ittifakını kurmaktı. Bu konuda kendisine destek vermeye hazır geniş bir dinci kadro da vardı. CHP bu kadroyu "safsatacı teologlar" dışlamasıyla adlandırıyordu.
DOKUNMAK GEREKİYOR CHP'nin bu konudaki görüşlerini, Malatya Milletvekili Nüvit Yetkin savunurdu. Yol göstericisi İsmet Paşa'ydı. CHP'nin laiklik anlayışını yorumlayıp eleştiriyordu. Öyle anayasaya atıfta bulunarak değil, "devrim bilincine" dayanarak savunurdu. Demokrat Parti adına bu iddiaları Devlet Bakanı İzzet Akçal cevaplar, aynen bugün söylendiği gibi "memlekette irtica yoktur" derdi. Elli yıl önce safsatacı teologların tehlikeli cesaretini CHP'in işaretleriyle teşhis edebildik. Çünkü bu tehlikeli cesaret harekete geçmiş bir cehaleti ifade ediyordu. Bu cehaletin tehlike tariflerinden en güzelini Rönesans düşünürleri vermişlerdi. Erasmus, "Deliliğe Methiye" isimli eserinde gerçeği yakalamıştı. "Fena kokan bir nesneyi atmak için ona dokunmak gerekir. Dokunmak, kokunun yayılmasına neden olur. Bu kokuya katlanmadan temizlik yapılması mümkün değildir." Son bir haftadır, bütün televizyonlar, gazeteler "irtica tartışmasına" odaklandılar. Programlar, yorumlar, köşe yazıları, haber içerikleri bu başlık etrafında biçimleniyor. Böyle bir tartışmanın en fazla zarar vereceği zemin siyasettir ve iktidar partisidir. Elli sene evvel Menderes ve arkadaşlarının işlediği hatayı işlememek için Tayyip Bey ve arkadaşları siyaseten isabetli bir karar alarak irtica tartışmasına girmeyeceklerini söyleyerek sessiz kalmayı tercih ettiler. Gazeteler, Tayyip Bey'in irtica tartışmasına devam etmeyeceğini ve ateşkes ilan ettiğini yazıyorlar. İrtica gibi Cumhuriyetin çok hassas olduğu bir konuda ateşkes ilan edilemez. Nasıl ki Yaşar Büyükanıt, PKK ile ateşkes ilan edilemez diye haklı bir konuyu gündeme getirdiyse, aynı şekilde Cumhuriyet ilkeleri çerçevesinde bakıldığında irtica ile de ateşkes ilan edilemez. Bir zamanlar Türk siyasetinde ve siyasetin medyatik tartışma zeminlerinde çok sık kullanılan deyim vardi. "ilk tahlil ve son tahlil" girişleriyle yorumlara nitelikler kazandırılmaya çalışılırdı. Şimdi bu deyim pek fazla kullanılmıyor. Belki de itibardan düştü. Ama tam anlamıyla ilk tahlil ve son tahlil kademelerinin kullanılacağı bir noktadayız.
İLK VE SON TAHLİL İlk tahlil, irtica noktasında bir tartışmanın hakikaten bir irtica üzerinde yoğunlaşmasıdır. Son tahlil ise, bazılarına göre, Çankaya Başkanlık Savaşı'nın ilk ateşli yoklamalarıdır. Son tahlilcilere göre olay böyle algılanınca, irtica kavramı üzerindeki tartışmanın asıl niyeti ve içeriği hem zayıflıyor hem de siyasi etkinliği yok oluyor. Sanırım irtica üzerinde yapılacak ilk tahlillerde bizatihi irticanın kendisinin tartışılması ve bir sonuca bağlanması önemlidir. Ve bu tartışma, son tahlildeki Çankaya savaşlarını lehine çevirme manevrasından daha önemlidir. Çünkü Cumhuriyet irticayı yenmek zorunda ve sorumluluğundadır. Çankaya'ya adam gönderme sürecinde "özgeçmişe onay" araştırması ile durum tarifini değiştiremez... İrtica konusunun tartışıldığı zeminde ateşkes olmaz. Sadece gereği yapılır..
Yılmaz Karakoyunlu
Kaynak: Yeni Asır.
Okunma: 951 | E-Posta
v.1.4.6 All right reserved Yorum yaz (0 Yorumlar) |