| CUMALI HAKKINDA |
|
|
|
![]() Florina'da doğmuştur (1921). Kurtuluş Savaşı'ndan sonra Türkiye'ye göç ederek İzmir'in Urla kazasına yerleşen bir çiftçi ailesinin çocuğu olan Cumalı, Ortaöğretimini İzmir Atatürk Lisesi'nde (1938), yüksek öğrenimini ise Ankara Üniversitesi Huku Fakültesinde (1941) yapmıştır. Ankara'da Toprak Mahsülleri Ofisi'nde (1941 - 1942), Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü'nde (1945) çalışmış, askerliğini tamamladıktan sonra Urla ve İzmir'de avukatlık ve memurluk yapmıştır (1945 - 1957). Daha sonra Türkiye'nin Paris Basın Ataşeliği'nde (1957 - 1959) çalışmıştır. Daha sonra İstanbul Radyosu'nda redaktörlük (1959 - 1963) yapan Cumalı, sonraki yıllarda yaşamını roman ve oyun yazarlığı ile sürdürmüştür. Necati Cumalı Değişik Gözle adlı kitabıyla Saik Faik Hikaye Armağanı'nı (1957), Yağmurlu Deniz adlı kitabıyla Türk Dili Kurumu Şiir Ödülü'nü (1969), Bütün Şiirleri I ile Yeditepe Şiir Ödülü'nü (1984), kazanmıştır. Yazın Yaşamı İkinci Dünya Savaşı yıllarında şiirlerle yazın yaşamına giren Cumalı, ilk şiirini Urla Halkevi dergisinde yayımlamıştır (1939). Daha sonra yeni edebiyat anlayışını savunan dönemin tüm ilerici / yenilikçi dergilerinde yazmayı sürdüren Cumalı, şiirlerini Varlık, Servet-i Fünun - Uyanış, Yeni İnsanlık gibi dergilerde yayımlamıştır. 1943 yılında ilk kitabını çıkarmıştır: Kızılçullu Yolu. Aynı yıl askere giden Cumalı, terhisine yakın geçirdiği "zehirli sıtma" yüzünden hava değişimine gönderilmiş (1944), hem askerliğin hem hastalığın etkisiyle Harbe Gidenin Şarkıları adlı ikinci kitabını yazmıştır (1945). Ankara'ya dönen Cumalı, Ulus gazetesinin sanat sayfası ile Varlık, Ülkü ve Ankara dergilerinde sürekli olarak şiirlerini yayınlamış, bu arada daha lise sıralarındayken Sabahattin Ali'nin etkisiyle başladığı öykü yazarlığını da sürdürmüş ve Ulus'ta her hafta bir öykü yayımlamaya başlamıştır. 1945 yılından itibaren yazın'ın şiir, öykü, roman ve tiyatro türlerinin hepsinde birden ürün veren Necati Cumalı, zaman zaman deneme alanını da el atmıştır. Yapıtları: Şiir: Kızılçullu Yolu (1943), Harbe Gidenin Şarkıları (1945), Mayıs Ayı Notları (1947), Güzel Aydınlık (1951), Denizin İlk Yükselişi (1954 - İlk üç kitabı ve yeni şiirleri), İmbatla Gelen (1955), Güneş Çizgisi (1957), Yağmurlu Deniz (1968 son iki kitabı ile yeni şiirler), Başaklar Gebe (1970), Ceylan Ağıdı (1974), Aç Güneş (1980), Bozkırda Bir Atlı (1981), Yarasın Beyler (1982). Öykü: Yalnız Kadın (1955), Değişik Gözle (1956), Susuz Yaz (1962), Kitaba adını veren ilk öykü Metin Erksan tarafından beyaz perdeye aktarıldı (1963). Aynı öykü oyunlaştırılarak Şehir Tiyatroları'nda temsil edildi (1968), Ay Büyürken Uyuyamam (1969), Makedonya 1900 (1976), Kente İnen Kaplanlar (1976). Roman: (1959 - Zeliş adıyla 1971), Yağmurlar ve Topraklar (1973), Acı Tütün (1974), Aşk da Gezer (1975). Oyun: Mine (1959), Oyunlar I (1959 - Boş Beşik, Ezik Otlar, Vur Emri), Oyunlar II (1969 - Susuz Yaz, Tehlikeli Güvercin, Yeni Çıkan Şarkılar), Oyunlar III (1969 - Nalınlar, Masallar, Kaynana Ciğeri), Oyunlar IV (1969 - Derya Gülü, Aşk Duvarı, Zorla İspanyol), Oyunlar V (1973 - Gömü, Bakanı Bekliyoruz, Kristof Kolomb'un Yumurtası), Oyunlar VI (1981 - Mine, Yürüyen Geceyi Dinle, İş Karar Vermekte, Yaralı Geyik). Deneme: Niçin Aşk (1971), Senin İçin Ey Demokrasi (1976), Etiler Mektupları (1982). Günce: Yeşil Bir At Sırtında (1987). Necati Cumalı... Çağdaşları gibi "köylülük" ya da "toplumsallık" çerçevesine hapsetmedi kendini. Ama ülkesinin sorunlarından, insanının dertlerinden de uzak kalmadı. Güzellikleri sevdi. Güzellikleri yansıttı oyunlarına, öykülerine, şiirlerine. Dil konusunda da saplantısı yoktu. Ne "öz"cü oldu, ne "canlı" Türkçe’ci. Konuştuğu gibi, duyduğu gibi, bildiği gibi yazdı. "Şiirlerin sembolizmin etkisinde", "Oyunların köylücü" eleştirilerine aldırmadı. Yorulmadan, bıkıp usunmadan yazdı. Not: Bu bölümdeki bazı yazılar Türk Dili Dergisi’nin Şubat 1981 sayısından alınmıştır. Şadi Çelik son karşılaşmalarımızdan birinde en güzel heykelin kibrit kutusu olduğunu söylemişti bana. Bunu söylerken heykel yapmakla geçmiş kırk yıl vardı Şadi’nin ardında. Daha gençlik günlerimizde ikimiz de işimizin başlangıcında iken Mısır Piramitleri için eş hayranlığı duyduğunu anımsarım onun.
Soru: Türk Dili dergisi Yazı Kurulu şiirine ayırdığı özel bölüm için kendinle bir konuşma yapmanı istiyor. Ne Dersin? Yanıt: Biraz şaşırdım... Soru: Neden? Yanıt: Günümüzde az görülen bir değerbilirlik bu. Kendiliğinden geldi. Cumalı’nın şiirleri, bende, kendi günlük yaşamının, yaratılarının, sevinçlerinin, mutluluklarının, sevme denen o yüce başarısının, bunalımlarının, güzelliklerinin, yalınlık içinde gelişen imgelerinin yansıması etkisini bırakmıştır. Kızılçullu Yolu’yla başlayan bu şiir emeği, Aç Güneş’e değin, en son şiirlerine değin uzanır. İnsan yüreğinin ta derinlerinde kalmış bir dostlukla, sevgiyle kavrar insanı. Necati Cumalı kırk yıl önce başlayan şiir birikimini okur önüne sergiledi: Aç Güneş. Kırk yıllık bir iz sürücü Cumalı. Bir geyiğin peşinde kırk yıl iz sürmenin deneyi, açıklığı, yalınlığı söyleyişine sindi. Cumalı’nın şiirleri günümüzün sivrilmiş, adları çok anılan şairlerinkine benzemez, kendine vergi, yalnız kendinin olan bir deyişi var onun. Öyle parlak değil, ama okudukça sarar sizi, yavaş yavaş sarar. (Ulus, Ocak 1952) NURULLAH ATAÇ... Uzak Haziran İki dudak arası bir zaman Gözgöze geldikse geçerken Mayısla haziran arasında Yağmurlu bir saçak altından Aşktı uçup giden üstümüzden Aşktı değip geçen yanımızdan Uyanıp kış uykularından Şubatla mart arasında Eylülle ekim arasında Yaz sularında kıyılara çıkan İki adım arası bir zaman Gözgöze geldikse geçerken Günlük güneşlik bir kaldırımdan Aşktı uçup giden üstümüzden Aşktı değip geçen yanımızdan Aşktı görmedik bilmedikse Kim bilir hangi eylül bir daha Hangi uzak haziran Necati Cumalı Kızıl Çullu Yolu Hıdırellez günü, Kızılçullu yolu Beni herkes severdi çocukluğumda Arabacı yanına oturtur Kırbacı bana verirdi Ben Fitnat hanımın oğlu. Zayıf bir kızı severdim Gözlerinin içi gülerdi. Hıdırellez güneşi, Beraber tırmanmadık mı ağaçlara? Siz kanatmadınız mı ellerimi Elma çiçekleri? Necati Cumalı Günaydın Günaydın tavuklar, horozlar Artık memnunum yaşamaktan Sabah erkenden kalktığım zaman Siz varsınız; Gündüz, işim var, arkadaşlarım, Gece, yıldızlar var, karım var. Günaydın tavuklar, horozlar! Necati Cumalı Güneş Saati Darılmışım kendi kendime Artık hiçbir şey açmaz beni Ne kadın, ne şarkılar, ne etrafta manzara Ah, her zaman insanın içi nasılsa Dışı da öyle Saatlerdir elimde değnek Deniz kenarı sazdan bir kahvede Toprağı eşerim Sanki Robenson'un adası Oturduğum masa ile iskemle Vakit ikindi Biri beni geçti Seni de geçecek Biz seninle sevişemedik Sevişemiyeceğiz de Gölgeler önümde bir karış ileri gitti Ağaçlar denize doğru gidiyor Deniz karşı dağlara doğru Gittikçe küçülüyor, ufalıyorum Olduğum yerde Neredeysen uzat ellerini Başım dönüyor. Necati Cumalı Aşkın En Güzel Yönü Aşkın en güzel yönü Belli bir başı vardır belli bir sonu Sakınır bitkiler gibi büyütürüz Açtığını görürüz derken solduğunu Dere tepe düz sürdüğümüz tımarlı atlarımız Varır uzun bir kışa girer salar tüyünü. Aşk iki nokta arası en kısa çizgi Ovalarmız tepelerimiz ıssız Ayrı basınçlarla karşılaşırız Erir yalnızlık yıllarını aysbergleri Karşılıklı akıntılarımızın uğultusudur Havlarımızda dönen dolanan ezgi. Hep iki nokta arası hep çizgi içeri Ten ısısıyla sıcak yataklarımız Çıplak gövdelerimizn uyumu teri Uçurduğumuz gökler baş dönmeleri Hiç yoktan darılmalar barışmlarımız Her sefer siler baştan boyarız yedi rengi. Hep çizgi içeri bir uçta sen bir uçta ben -Yaman bir sahra telefoncusu gibidir- Uzar o aşk çizgisi aramızda tel çeker Bulur seni beni bilinmez nasıl nereden Örümcekli kentler kalabalıklar içinden Her köşede yanyana burun burnua getirir Çizgiyi geçtik mi geçtik, sen yalnız ben yalnız Ondan öte ne dargın ne barışık İki aşk ölüsüyüz salt iki tanıdık Ah, bitti bitti bil ki bitti artık Binde bir, bir yerde kaşılaşırsak İki ölü gibi- o da belki- selâmlaşırız... Necati Cumalı Gölge Ben senin gün ışığında Saçlarını buğdaylar gibi uzar gördüm. Gökler, denizler gibi bakardım Gülen ağlayan gözlerine. Ben senin ellerinin Sıcaklığını duydum avuçlarımda Yazlar, kışlar geçti unutamadım Bilirdim, küçük kalbin Nasıl iyilikle sevgiyle çarpar Bilirdim neler düşünürsün susunca... Ah, bir gün bir bulut üstümüze gölge edecek Güzel yüzün, kaybolacak aynalarda sularda Öyle sönen lâmbalar gibi alacakaranlıkta Gelecek önüme razı değilim. Adını yazıyorum, saçlarını çiziyorum Eğilip düşünüyorum boş kâğıtlara Sensin işte, yalnız sensin sevdiğim Her haline ayrı bir şiir söylemeliyim. Necati Cumalı Yorum yaz
Okunma: 6564 | E-Posta
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| < Önceki |
|---|








.jpg)













