|
Bakın çocuklar… Bir gün son darbe oldu… Peşinden büyük amcalar bir açık oturumda oturdu… Bir köprü için “satarım sattırmam” dediler… Büyük tartıştılar… Asker “Bu benim adamım” dedi. Kimse yüzüne bakmadı. “Sattırmam” diyen sosyal demokrattı… “Satarım birader” diyen liberalizmi getirdi… “Satmak” o gün bugündür, “İyidir” oldu… “Satışlar” başladı… Nefessiz duraksamaksızın… Şimdi PETKİM gitti... Altında neler dönüyor, neler bitiyor, hangi konsorsiyumda kim var, kim kimin danışmanıydı, Kazaklar şunu verdi de bununla bağlantılıydı… Deniyor da deniyor… Hepsini umursuyorum… Ama derdim başka… Vur, kaç, sat, al, çal, dolandır… Hepsinin yeri oldu maalesef toplumda… Dolandırıcıya “Tatlı dolandırıcı” denmeye başladı… Dolandırılana, her yerde “eee sende dolandırılmasaydın, salak mısın?” denmeye başladı… Ne güzel… Hırsızlar, hortumcular “Beyefendi”, gizli salon fahişeleri “Hanımefendi” oldular… Önceki gün dolandırıcılık şubesinde iş bulma vaadiyle dolandırılmış 40-50 kişi vardı. İzmir’in en iyi polislerinden biri olduğuna inandığım Tekin Akdoğan’ın kafasını kaşıyacak vakti yoktu… "Yahu neler oluyor, buradan belgesel çıkar" dedim… Gülümsedi… Gerçekten de öyleydi… Her odada dolandırılmış, hırsızlığa ve gaspa uğramış vatandaşlar polisten medet umuyordu. Bunlar “Allah cezasını versin Allah’ından bulsun” deyip de işin ucunu bırakanların dışında kalan kalabalık kitleydi… Bir de adliyeler… İcra mahkemeleri, dolandırıcılık, sahte imza, çek, hırsızlık, irtikap, zart zurt... Ağzına kadar dolu… Dosyalara bakamıyor savcılar, hakimler… Gazeteleri ve hafızaları bir tarayalım… -Sahte memur Muğla’da sahte evraklarla hastaneye işe giriyor 5 yıl maaş alıyor… Kimse uyanmıyor… -Balıkesir’de adam, anneannesinin kılığında yıllarca emekli maaşı alıyor, hayretle şayan oluyor. Hatta kendisine Hollywood’dan film teklifi gelince gazeteler yine 1. sayfaya taşıyor… -Adana’dan tatile çıkan ikisi bayan 4 kişi yollarda benzin çala çala, evlere gire gire Manisa’ya kadar geliyor, burada enseleniyor. Tatil için gasp yapıyor… -Polisin İstanbul’un göbeğindeki kumar merkezi “Dalmaz Center”e ’dalmak’tan canı çıkıyor… Allah Allah ki, bir şey yakalayamıyor… Daha doğrusu kanunun boşluğu çoktan kullanılmış, kılıf hazırlanmış oluyor… Binlerce sahtekar, binlerce dolandırıcının türediği bu vatan topraklarında şimdi seçim rüzgarından bahsediliyor… Vatandaş, bir çok gazetenin ve televizyon ekranının adeta kiralık olduğunu biliyor… Söylenenlerin hepsinin koca bir yalan olduğunu hissediyor. Çünkü hayatını irili ufaklı dolandırıcıların sardığını, insanlıktan uzak, ağızlarından salyalar aka aka insanların çoluğunun çocuğunun rızkına gözünü dikmiş pisliklerin içinde yaşadığını biliyor… Kimisi direk cüzdanına, cep telefonuna dalıyor, kimisi kağıt oyunlarıyla, kanundaki boşluklarla hayatını istiyor… Üzücüdür ki, cezaevlerinde yer kalmıyor… Sonra birileri bize Türkiye’nin 23 Temmuz sabahı yaşayacağı refahı, mutluluğu vaad ediyor. Bu sahte imamların cennet vaadinden başka neye benziyor? Yine cennet vaad ediyorlar anlayacağınız. Sosyal adaletin, refahın bittiği, yüce Türk adaletinin çöken ahlaki sistemden dolayı yürüyemediği, memleketin, hırsız, arsız, dolandırıcı ile ağzına kadar dolduğu bir perspektifte, Amerikan oyuncağı bir yerel politikanın göbeğinde umut bekleyenlerin sayısı da elle sayılır kadar azaldı… İşte o yüzden “Geçim belası- seçim havası”nı çoktan söndürdü... İşte bu yüzden insanlar festival havasında bir seçim yaşayamıyor… Devletten aldığı paralarla sefa sürenler, milleti kurtarmak yalanlarıyla anca kendilerini kandırıyorlar… Bakın 1980 öncesini bilmeyen genç arkadaşlarım… Bir gün son darbe oldu… Üç kişi oturup “sattırıp sattırmamayı” tartıştılar… Ve adam satmak, kadın satmak, insan satmak, mal satmak, onur satmak, şeref satmak, üç kuruşa ruhunu satmak, adamlık oldu…
Seçkin Öner
08.07.2007
Gazete Yenigün Okunma: 740 | E-Posta
v.1.4.6 All right reserved Yorum yaz (0 Yorumlar) |