| Buyrun sandığa... |
|
|
|
|
BUYRUN SANDIĞA, YA SONRA ? Herkesin düşüncesi belli, sandıkta ne yapacağını biliyor. Kararı henüz netleşmiş olan var mıdır? Tabi ki, var. Kararı netleşmemiş olanın sayısını bilemem; ancak bildiğim bir şey var ki, bazılarımız sandığın başında bile kararını değiştirecek. Bu değişiklik seçim sonucunu fazla etkilemez ama, o vatandaşımız için mutlaka bir şey ifade eder, onu farklı kılar. Hoş bir öykü vardır; tatilini deniz kenarında geçiren bir yazar, sabah erken saatte kumsala gider. Gece dalgalı olan deniz, sahile on binlerce deniz yıldızı atmıştır ve genç bir kişi deniz yıldızlarını itina ile eline alıp, teker teker denize fırlatmaktadır. Yazar, hayret içinde bu kişiye yaklaşır ve sorar; kumsalda onbinlerce deniz yıldızı var, onların hepsini güneş yükselinceye kadar denize geri atman olanaksız; senin kurtardığın birkaç deniz yıldızı ise bir şey fark ettirmez. Neden çalışıyorsun? Sahildeki genç, bizim yazara bakmadan elindeki deniz yıldızını denize fırlatırken şöyle der; sen belki haklısın ama, bu fırlattığım deniz yıldızı için çok şey fark eder. Hiçbir şey önemsiz değildir. Fark etmez diye boş verdiğimiz zaman, hiçbir şeyi değiştiremeyiz. Kısacası, yaşama da teslim bayrağı çekmiş oluruz. NE İSTİYORUM? Ülkemizde ekonomik yaşam devam ediyor. Mal üreten, ticaret yapan, tarımla uğraşanlar, esnafı, işçisi, memuru, emeklisi herkes bu seçim döneminde konuşuyor, yorum yapıyor. Kimine göre işler iyi, kimine göre ortalık perişan. İşler iyi diyen hükümet karşıtı da var, halim perişan deyip hükümet olan partinin eteğinden ayrılmayan da var. Bu kişilerin sandıkta ne yaptığı, pazar akşamı belli olacak. Temmuz sıcağında da olsa, “kömürüm geldi, sağolsunlar” diyen de var; verimi eksiksiz verdim, benim paramla bana kömür vermiyorlar, oy için dağıtıyorlar, kömür hakkımı istemeye utanıyorum, diyen esnaf da var. Başbakanın kolundaki saat 60 bin liraymış. Parasını biriktiriyorsa, 100 bin liralık saat de taksın helal olsun! Birisi ayda 100 bin YTL kazanıyorsa, tabii ki en güzel arabaya binecek, en güzel villalarda oturacak. Ama, üç yıl önce bursu okuyan birisi, üç yıl sonra 98 metrelik gemi alıyorsa, bu işte sadece ticari beceri yetmez. Başka teşvik, destek ve olanak da şart. Bir başka ifade ile, ülkenin yöneticileri ve yakınları etik (toplumsal ahlak) kuralları göz ardı etmemeli. Bir banka, parası olmadığı halde başbakanın oğluna kredi veriyor ve vatandaşa vermiyorsa, ortada bir çarpıklık var demektir. Zaten bazı liderleri yıkan siyasi başarısızlıkları değil, yakınlarının yaptığı yanlışlar değil mi? Bir vatandaş olarak, yatırımlar artsın, ülkem zengin olsun, devlet yoksula da vatandaş muamelesi yapsın istiyorum. Yoksa, gücü elinde bulunduranların bir kısmı, kapısına, ayağına gelen kişileri iter bağrına basar, isterse “anneni al git” der. İşadamı bunu söylerse diyecek fazla bir şey olmayabilir; bu sözü başbakan söylerse ayıp bir davranışın ötesinde anlam ifade eder. SADİSTLERLE MAZOŞİSTLER Bizler, siyasileri bizi yönetsin diye seçeriz, fırsat bulup iki çift söz söyleyebilirsek, onu da dinlesinler isteriz. Bir millet, kendisini dövsün diye birilerini seçiyorsa, o millet “kökten mazoşist” sayılır. Bu yaklaşım, Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk Milleti denir yaklaşımı içinde, milletimize hiç yakışmaz doğrusu. Bu bir. İkincisi, seçime katılan partiler ülkemizin partileri. Hepsine saygı duyuyorum; ancak ayrılıkçı ve rejim düşmanı partilere karşı mücadele etmek benim vatandaşlık görevim. Nedeni şu; yurt dışı seyahatlerimde, ahır olarak kullanılmış cami kalıntıları gördüğümde İstiklal Savaşının önemini bir kez daha anlamıştım. Benim seçimim, Kurtuluş Savaşından bu yana Atatürk ilkelerine sahip çıkan ve onu savunanların birleştiği parti doğrultusunda. Sözümü karıştırmadan, açıkça söylüyorum. Siz de bildiğinizi açıkça söyleyin, oyunuzu mutlaka kullanın. Sonrasını hep birlikte yaşayacağız…. İskender Odabaşoğlu 20 07 2007 Yorum yaz
Okunma: 714 | E-Posta
|
||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








.jpg)












