|
VATAN İÇİN BİR ŞEY YAPACAKTIK
Üzülüyor, kahroluyor, ağlıyoruz. Televizyonu açmak istemiyor, gazeteye uzanmaya gücümüz yetmiyor. Anlaşılamama, hayal kırıklığı, yenilmişlik, tedirginlik…
Seneler boyunca kuş konmaz, kervan geçmez parti büroları seçim yaklaşınca birden hareketleniyor. Hayat kendi müzmin dinamikleriyle akıp giderken araya bir tırnak açılıveriyor. Açılan tırnak öyle sıradan değil, günlük hayatın göbeğine oturuyor. Kaybetmenin kabul edilebilirliği çok önceden dama atılmış, hayatı derinden etkileyen, insanı umutsuzluğun en dip noktalarında gezdiren bir felakete dönüşüyor.
İşte bu manzara beni ajite ediyor ve pek seyrek nükseden kızgınlık hali üzerime çullanıyor.
Neye ve kime kızıyorum:
- Vatan için bir şeyler yapmayı bir partiyi iktidara taşımaya kilitleyen anlayışa kızıyorum - Oluşturdukları duygusal havuzun içine ayaklarını bile sokmayan ama vananın başında oy uğruna, oya dönüşecek tüm kanalları sonuna kadar açmaktan çekinmeyen, vicdanını 5 yaşında yitirmiş toplum mühendislerine kızıyorum - Siyasal parti olmanın doğal araçlarını kullanamayıp, sonuna kadar açtıkları vanalardan insanların üzerine korku, tedirginlik, gelecek kaygısı üfürenlere; duygu dünyalarını taşarcasına dolduranlara, ajite ettikleri insanlar hayata küsmeye yeltenirken, laboratuarlarında “durum değerlendirmesi” yapanlara, beyninin orta bölgesini hoplattıkları insanlara sırtını dönenlere kızıyorum. - Ulaşılabilecek en yüksek oy oranına erişmek için, -kendisi milletvekilliği olanaklarını kavuşmaya kilitlenmişken- iç içe yaşadığımız insanları neredeyse bir düşman olarak tanımlamaktan çekinmeyen, ülkedeki milyonlarca çoluğun çocuğun bu atmosferden nasıl etkileneceğini hiç umursamayan politikacılara kızıyorum - Müdahalelerle abartılmış, tüm duygusal ve fiziksel enerjisiyle sürece katkı sunmaya çalışan samimi insanların, perde gerisinde dönen para alışverişlerinin, içi boş insanların para gücüyle (sihirli bir değnekle) birdenbire lider / kurtarıcı olduklarını görememesine kızıyorum - Sanal tehlikelere başvuracak kadar aciz duruma düşmüş, insanları sokaklara döküp, vitrinlerde bol bol tehlike ve korku pazarladıktan, tüm bu acımasızlığa rağmen sonuç alamadıktan sonra susan, suskunluğuyla “hepsi bir oyundu” diyen ya da durumu kurtarmak için hala “tehlike devam ediyor” diyen liderlere kızıyorum - Anlamak için derinlemesine inceleme gerektiren olay ve durumları oy malzemesine dönüştürmek üzere tek cümlelik kanaatlere indirgeyen, kendisinin bile inanmadığı agresif çığlıklara dönüştürenlere kızıyorum - Kendi beceriksizliğini gölgelemek üzere kutsallar üzerinden halka kanaat pompalayan, sonra kendi yarattığı "hassasiyet" altında ezilmemek için şekilden şekile girmek zorunda olanlara; siyasete idealist insanları yanaştırmayıp, akıl marifetiyle insanların eğilimleriini yönetmeyi oyuncak haline getirenlere, içtenlikten uzak yöntemlerle sonuç almayı başarı sayanlara kızıyorum.
- İnsanları peşinden sürüklemenin basit ve ucuz tekniklerini öğrenmiş, bu yeteneğiyle ikiyüzlülüğünü, bilinçsizliğini, birikimsizliğini, bencilliğini, ahlaki ideallerden uzaklığını kamufle eden, toplum için bir şeyler yapmayı ticari bir girişime dönüştürenlere de...

Kızgınlığımı Nedim Atilla ‘nın Sakız Adası notları biraz aldı. (www.nedimatilla.com) Okurken, vatan için bir şey yapmanın, hayata bir anlam katmanın tek yolunun politikadan ibaret olmadığını bir kez daha hatırladım. “Sakız’da mutlaka görülmesi gereken üç köy Pirgi, Olimpoi ve Mesta’dır. Pirgi köyünde özel bir kazıma tekniği olan “Sigarifitto” ile bezenmiş yüzlerce ev benzersiz bir görüntü sunmaktadır.” diyor Nedim Atilla. Seneler önce ben de o köye gitmiş ve manzara karşısında büyülenmiştim. Fotoğrafımı arşivden arayıp buldum. O köyde hemen tüm evler siyah renkli kumdan hazırlanmış harçla sıvanmış. Beyaz badanadan sonra, kazınarak geometrik şekiller oluşturulmuş. Orayı gördükten bu yana, yeri geldikçe hep söylerim; Pirgi köyünde hayata bağlılığın o görünen estetik yüzüne ne komünizm yeter ne faşizm. Ne liberalizm, ne sosyal demokrasi. Ne merkez sağ ne falanca partinin iktidarı. Ya da şöyle: “Pirgi de muhtarın kim olacağı o köyün hayata karşı duruşunu değiştiremez” Evet, vatan için bir şeyler yapmanın bir yolu 3-5 yılda bir gidip oy kullanmaktır. Kendi konumuna göre doğru bir tercih yapmak için sıradan bir ilgi yeterli. Seçim süreci ve sonuçları hayatın merkezine oturduğunda, hayatı doğrudan etkileyecek üretim biçimlerine, duygusal enerjilere yer kalmıyor. Tutulan partinin iktidara gelmesinin işe yaramaz sevinci ya da kaybetmenin derin üzüntüsü de cabası… Rahmetli Tenekeci Dede, televizyonda bir futbol maçı görürse söylerdi: “Hadi onlar hem para kazanıyor hem spor yapıyor… Seyredenler neden bu kadar önemsiyor… ?”
Atalay Ergezen
24.07.2007
Okunma: 1404 | E-Posta
v.1.4.6 All right reserved Yorum yaz (0 Yorumlar) |