|
MÜTTEFİK ABD 'NİN ÇELMESİNE ÇELME
Teröre lanet ve şehitleri anma mitinglerinden biri de bayramdan birkaç gün önce Urla ‘da yapıldı. Son yıllarda benzer toplantılarda sergilenen ortak temalar var. Terörü lanetlemenin yanında ABD ve AB karşıtlığı işleniyor, hükümet protesto ediliyor. ABD karşıtlığını eyleme dökecek, teröre hak ettiği dersi verecek, onurlu bir duruşun beklenen hareketi ise kuzey Irak ‘a Türk askerinin girmesi.
Bir türlü yanında ya da karşısında olamadığım güncel konuların başında gelen “Irak ‘a uzun soluklu sınır ötesi harekat” konusu, içinde bin bir türlü belirsizlik barındırıyor. Kuantum fiziğinin belirsizlik ilkesinin değişkenleri bile bunun yanında solda sıfır kalır. Çünkü kanaatlere temel olan hareket noktaları yerinde durmuyor.
Bilim üretmede ilk sırada yer alan süper güç ABD ‘nin politik alanda da, insanın ezberine muhalif, çok karmaşık, akıllıca, uzun vadeli politikalar üretebileceğini ve uygulayabileceğini hesaba katmak gerekir diye düşünüyorum. Hatta Anti-Amerikan tavrın, dolaylı manipülasyonlarla Amerika ‘nın kendi için koyduğu hedefine ulaşmasında önemli bir enstrüman olabileceği de gözden kaçırılmamalı.
Kuzey Irak ‘a girmek Türkiye ‘nin menfaatine midir ? Bilinmeyenleri bilmeden buna evet ya da hayır demek çok zor. Oralıkta referansını duygulardan alan kanaatler uçuşuyor.
Kendi kısıtlı penceremizden birkaç olasılık sıralarsak; Taraf ülkelerle (önce ABD ile), iyi bir anlaşma yapılıp harekete geçilirse iyidir. Bu “iyi anlaşmayla” harekete geçiş “Amerikaya rağmen” şeklinde kamuoyuna yansıyabilir, sorun değil, tüm taraflar memnun olur. Büyük ihtimalle yine gizli, ama “kötü bir anlaşmayla” ya da anlaşmazlıkla harekete geçilmesi ise Türkiye için tehlikeli olabilir. Mutabakat sağlanacak ortak bir çerçevenin “iyiliği” de son derece göreceli. ABD, gelecek 30 yılın senaryosunu kendisine saklar, onun “Türkiye ‘nin de lehine” gibi görünen ilk beş yıllık bölümüyle güller dağıtırsa, bizi memnun edecek gelişmelerin ömrü de ancak 5 yıl olur.
Bu tehlikeyi geçtiğimiz günlerde, Serdar Turgut -kendisinin Anti-Amerikan olmadığını vurguladı- “Büyük Oyun” (11.10.2007) başlıklı makalesinde dile getirdi. Son aylarda Kuzey Irak yönetiminden yükselen kışkırtıcı sözler, tam bize uyan meydan okumalar, artan terör saldırıları, ABD ile PKK ilişkisinin kenarından gösterilen ipuçları ve en önemlisi ABD ‘nin Türkiye ‘ye “girme” demesi... Biraz daha ileri gider, bizim duygularımızı tetikleyecek sözler içeren bir de “nota” verirse, Amerikanın bizden sınır ötesi harekat istediğine hiç şüphem kalmayacak.
Oğul, babanın her dediğinin tersini yapıyormuş. Eşek sırtında yükle dereden geçerken, bir yandaki çuval ağır basmış, aşağı kaymış. “Baba ne yapayım” diye bağıran oğula baba yanıt vermiş; “Sarkan tarafa yüklen”. Baba ilk kez bildiğinin tersini söylemiş, oğul ise bir kez olsun babasının dediğini yapmış.
İfade edenin, ifade ettiği şey ile düşündüğü şeyin aynı olup olmadığı meselesi… “Doğru görünümlü” sahte gerçeklik üretmek, artık ciddi ve yaygın bir politik araç…
Serdar Turgut yazısında; “Büyük devletler kararlarını kalpleriyle değil beyinleriyle alırlar.” diyordu. (2003 yılının temmuz ayında yaşanan çuval meselesiyle ilgili yazısının başlığı da algı yanılmasının tehlikesi üzerineydi – Büyük oyunun tam göbeğindeyiz-) Hele hele ABD ile “İyi bir anlaşma” yapmak imkansızlar arasındaysa, kendine düşmanlığı dahi lehine kullanabilme potansiyeline sahip büyük ülkenin beyniyle üretip, küçük ülkelerin kalbiyle oyuncak gibi oynamasına fırsat vermemek daha doğru olacak gibi duruyor. Bu kez (de) Amerika ‘nın ifade ettiği isteğine uygun davranmak “ABD uyduluğu” mu olur yoksa “çelmeye çelme” mi olur? Aklın yanıtıyla kalbin yanıtı burada kendisini belli ediyor.
14.10.2007 tarihli Akşam Ege Gazetesi 'nde yayınlanmıştır
Okunma: 1025 | E-Posta
v.1.4.6 All right reserved Yorum yaz (1 Yorumlar) |